Risale-i Nur’da Sakarya Depremi (1943)


20 Haziran 1943 Adapazarı Depreminde Harap Olan Uzun Çarşı

Risale-i Nurların değişik yerlerinde, meydana gelen musibetlerle ilgili manevi
bağ kurulur.Dindeki ihmalimizin ve lakaytlığımızın yanı sıra inancımıza zarar
veren hareketlerin akabinde bardağı taşıran son damlada yeryüzünün hiddete
geldiğini nazara veren ifadelere rastlarız.İşte bu iddiamıza dayanak teşkil eden
olaylardan biriside bundan altmış sekiz sene önce meydana gelen Sakarya depremi
faciasıdır.Bediüzzaman deprem olduğunda Kastamonu’da mecburi ikametinin son
demlerini geçirmektedir.

20 Haziran 1943 tarihinde Adapazarı’nda meydana gelen 5.6 şiddetindeki depremde
346 kişi öldü.Şehir merkezinde bulunan Cumhuriyet kıraathanesinin yıkılması
neticesinde insanlar enkaz altında kalarak feci şekilde can verdi.Hendek depremi
diye adlandırılan bu musibetten sonra binlerce işyeri ve mesken kullanılamaz
hale geldi.Ayrıca Selanik göçmeni Hüseyin Erman’ın 1936′da Kömürpazarı semtinde
500 kişilik Erman Sineması’nı faaliyete geçirdiği ve Adapazarılıların büyük
ilgisini gören Erman Sineması, 1943 depreminde yıkıldı.Deprem esnasında sinemada
kimsenin olmaması daha büyük bir facianın olmasının önüne geçti.

Deprem haberi Bediüzzaman’a ulaştırıldığında aşağıda alıntıladığımız lahika
mektubunu kaleme alır.Depremin manevi tahribat neticesi olduğunun şu ifadelerle
nazara verir.
Yazının Devamı İçin Tıklayın …

Siyasette Mahrem Kasetler veya Gizli Günahları Yaymak Üzerine

Günümüzde teknolojik gelişmelerin tavan yaptığı ve mahremiyet kavramının hemen
hemen kalkmak üzere olduğunu müşahede edebiliyoruz.Artık insanların özeli
izlenebilmekte ve bu özel hayatlar siyasette veya ticarette rakipleri saf dışı
bırakmak için pervasızca kullanılmaktadır.Son dönemlerde yayınlanan mahrem
kasetler bu iddiamızı destekler mahiyettedir.Özellikle siyasi tarafgirlik
nedeniyle yapılan bu haksız uygulamalara inanan insanlar bile bırakın ses
çıkarmayı bazen hoşgörüyle karşılama durumuna getiriliyorlar.İnsanların gizlice
işledikleri bir takım günahları kameralara kaydettirip deşifre etme hadisesini
alay konusu bile yaptırabiliyorlar.Halbuki Bediüzzaman hazretleri gıybetin
tarifini yaparken “Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve
işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer
yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir
günahtır.”(1)ifadeleriyle işin özünü gözler önüne sermiştir.Özellikle günümüzde
gıybetin bu kadar yayın vasıtaları tarafından yaygınlaşabileceğini tahmin
edebilirmiydik acaba.
Bediüzzaman’ın aşağıda alıntılayacağımız dersine bugünlerde çok ihtiyacımız
var.Tarafgirlik adına her an günah işleme ve yapılan günahlara ortak olma
durumundayız.Günahları deşifre edilen insanlara yapılan çirkin oyunlarında bir
gün yapanlara yapılacağını da unutmamak lazım.Yine bu konuda gerçek insaf
ölçülerini bize sunan üstadımızı dinliyelim(2):
Yazının Devamı İçin Tıklayın …

Kesb-i Medeniyette Neden Japonlara İktida Lazım

Osmanlı imparatorluğunun batıya yönelme tarihinin 18.Yüzyıldan itibaren
başladığı kabul edilir.Bu süreci Tanzimat fermanı ve Meşrutiyet ilanları takip
eder.Bu dönemlerde Rus çarlığı ve Japon İmparatorluğu da batı uygarlığıyla
tanışma sürecine girmiştir.Osmanlı devleti batının ilmini teknolojisini ve
siyasi yapısını almaya çalışırken,aydınlar tarafından değişik tepkilerle karşı
karşıya kalınmıştır.Bu tepkilere medrese ve tekke mensuplarının da ortak
olmasıyla zihinler tamamen karışık bir hal almıştır.Kimi aydınlar tamamen batı
medeniyetini sahiplenmemiz ve yüzümüzü batıya çevirmemiz gerektiğini,kimileride
kapılarımızı batıya kapatmamızın lüzumundan bahsetmişlerdir.İşte Bediüzzaman ve
onun gibi düşünenler ise batı medeniyetinin güzelliklerini alıp,çirkin
taraflarını görmezden gelmeyi savunmuşlardır.Bediüzzaman medeniyet kazanımında
model olarak Japonya modelini nazara vermiştir.
1910’da küçük değişikliklerle "Nutuk" ve 1950’lerde Osmanlıca teksir "Hutbe-i
Şamiye", "Divan-ı Harb-i Örfi" gibi bazı eserlerine de, "Hürriyet’e Hitap"
adıyla aldığı, II.Meşrutiyet’in ilanının üçüncü günü İstanbul’da irticalen irad,
sonra Selanik’te tekrar ettiği Hitabe,zamanın bazı gazeteleri tarafından da
neşredilmiştir. Haftalık Misbah gazetesinde, "Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır"
başlığı altında, iki bölüm halinde 2 ve 9 Ekim 1908 tarihli sayılarında da
yayınlanan bu hitabede (1) Bediüzzaman neden Japonlara Medeniyet kazanımında
uymamız gerektiğini şöylece ifade eder:
Yazının Devamı İçin Tıklayın …

Bediüzzaman’ın Dostu Olan Japon Başkumandanı

Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatından bilinmeyen konulardan birisi de,Bayram
Yüksel ağabeyin hatıralarında adı geçen ve Bediüzzaman’ın arkadaşı olan Japon
Başkumandanıdır.Muhterem Necmeddin Şahiner’in tespit ettiği hatıralarda Japon
Başkumandanının adının sorulmaması veya tespit edilememesi bizi hayli değişik
araştırmalara sürükledi.

Bayram ağabeyin anlatımlarından hareketle bazı ipuçları yakalamaya çalıştıysak
da çok yorucu ve bir o kadarda zorlu bir süreç takip etmek zorunda
kaldık.Öncelikle hafızaları tazelemek için bizi araştırmaya götüren tespitleri
aktaralım.Bayram Yüksel ağabey anlatıyor:

“Üstadımız bana, ‘Bu eserleri Japon Başkomutanına vereceksin’ demişti. Ben de
Kore’ye vardığımızda ‘Bu eserleri Japonya’ya acaba nasıl götüreceğim?’ diye
merak ediyordum. Mutlaka bu eserleri Japonya’ya götürmem lâzımdı. Ama erlerin
Japonya’ya gitmesi yasaktı. Subaylar 15 gün, astsubaylarla bir hafta Tokyo’da
izin yaparlar, dönerlerdi. Bana bazı Kore’deki hâdiselerden dolayı bölük
komutanı ve bazı üsteğmenler söz vermişlerdi; ‘Seni ne yapıp yapıp Tokyo’ya
göndereceğiz’ derlerdi. Ben de eserleri Tokyo’ya götürmeyi çok arzu ediyordum.
Allah’a hadsiz şükür olsun ki, Üstadımızın arzusu tahakkuk etti. Oradaki yaralı
subayları almak için bizim tabur olduğu gibi Tokyo’ya uğradı. Hattâ giderken
gemiden yanardağı gördük. Yüksek bir dağda lavlar fışkırıyordu. Türkiye’ye
dönüşte oradaki yaralı gazileri almak için bizi beş bin kişilik kampa koydular.
Ben kumandanlara çıktım. Ben, ‘Üstadım olan Bediüzzaman’ın kitaplarını getirdim.
Japon Başkomutanına getirdim, kendisine vereceğim’ dedim.
Yazının Devamı İçin Tıklayın …

Risale-i Nur’da Japon Başkumandanı ve Japonya’nın Tarih Sürecinde İslamiyet’e Dair Sorgulamaları

Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde geçen “Japon Başkumandanı”ve
“Japonya”tabirleri hepimizin dikkatini çekmiştir.Bediüzzaman’ın kendisinden söz
ettiği Japon Başkumandanı kimdir?Japonya İslamiyete nasıl ilgi duymuştur?Bu ve
buna benzer sorgulamalar için yazılan değişik eserlerde ve yapılan müstakil
araştırmalarda da birbirini desteklemeyen görüşlerin olması sonucu bu konularda
daha ayrıntılı bir çalışmanın yapılması gereğini ortaya çıkarmıştır.Öncelikle
Bediüzzaman Said Nursi’nin Şualar adlı eserinin 5.Şua’da adı geçen ve Rus’u
mağlup eden Japon Başkumandanı ile ilgili üstadın tabirine bakalım:
"Rivayetlerde, eşhas-ı âhirzamanın fevkalâde iktidarlarından bahsedilmiş.
Vel’ilmü indallah, bunun tevili şudur ki: O şahısların temsil ettikleri mânevî
şahsiyetin azametinden kinâyedir. Bir vakit Rusya’yı mağlûp eden Japon
Başkumandanının sûreti, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı Port Arthur
Kalesinde olarak gösterildiği gibi, şahs-ı mânevînin dehşetli azameti, o
şahsiyetin mümessilinde, hem o mümessilin büyük heykellerinde gösteriliyor. Amma
fevkalâde ve harika iktidarları ise, ekser icraatları tahribat ve müştehiyât
olduğundan, fevkalâde bir iktidar görünür. Çünkü tahrip kolaydır. Bir kibrit bir
köyü yakar. Müştehiyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder."
(Şualar, Sayfa 505)
Yazının Devamı İçin Tıklayın …



Copyright © 2010. Sitedeki Yazı ve Materyalleri Yazarın İzni Dahilinde, Kaynak Göstererek Kullanabilirsiniz.

RSS Takip Linki | Bu Site Açık Kaynak Kodlu Wordpress Yazılımını Modern Clix Teması İle Kullanmaktadır.