Hafız Cevdet’in Ardından

Daha henüz yeni ayağa kalkmış ve yürümeye başlamıştı ki ilk adımları Nur Dershanesi’ne doğru yöneltilmişti. Çünkü o hizmet eri olan bir babanın ilk çocuğuydu. Babası hayatını son nefesine kadar adadığı gibi biricik evladını da bu yolun sevdalısı yapma çabasındaydı. Yıllar ilerledikçe Cevdet bu nurlu hizmet içinde büyümeye devam edecekti.
Henüz beş yaşındaydı. Babasının verdiği emaneti bizim eve ulaştıracaktı. Hızlı hızlı kapıyı çaldı. Annem biraz kapıyı geç açmış olacak ki hemen çocuksu hiddetini gösterdi. Anneme çıkışarak “teyzeciğim niye kapıyı geç açıyorsun. Cuma namazına yetişmem lazım” diyerek emaneti bıraktığı gibi koşarak caminin yolunu tuttu. Ah anneciğim sürekli anlatıp durduğun bu kahramanın vefat haberini ben sana nasıl anlatabilirim? Hıçkırıklara boğulacağını görür gibiyim.
Hafız Cevdet’in çocukluğu dershane, cami ve ev üçgeninde geçti. Çok sevdiği babasından bir an bile ayrılamıyordu. Hafızlığını tamamlayıp hizmete vakıf olunca artık onun için ana da baba da kardeş de her şey hizmet olmuştu.
Öyle ki rahmetli babası değerli Cüneyt hocam tıp fakültesinde kanser tedavisi görürken Cevdet Fas’ta hizmetin başındaydı. Babasının hastalığını duymuş ve ona iki sayfalık mektup fakslamıştı.
Hocam mektubu elime tutuşturdu ve orda bulunan ziyaretçilerin yanında sesli okumamı istedi. Mektubun ilk satırlarını okumaya başlamıştım ki birden sarsıldığımı hissettim. Allah’ım o ne ifadelerdi, ne kadar içten hissi yakarmalardı. Baktım hepsini okusam dayanamayacağım. Bazı satırları atlayarak okudum ve vaziyeti kurtarmaya çalıştım. Cevdet mektubunda özetle şu an gurbette olduğunu babasının ihtiyacının olduğu bir vakitte yanında bulunamadığından dolayı üzüntülerini dile getiriyordu. Daha sonra mektubu Rahmetli hocamdan istediysem de bir türlü elime geçmedi. O mektup elime geçerse ömrüm boyunca hatıra olarak saklayacağım.
Hafız Cevdet’in şahadeti bütün dünyada ve Türkiye’de şok etkisi yaparken, Mardin ilinde de büyük üzüntü ile duyuldu. Çünkü hafız Cevdet Mardin’de uzun yıllar Ramazan ayında teravihleri hatimle kıldıran geleneğin tek genç temsilcisiydi. Yurt dışındaki hizmetlerle ilgilenmeye başladıktan yıllar sonra bile cami cemaati tarafından yolu gözlenmiştir.
En son sureten görüşmemiz Kurban Bayramı öncesine dayanıyor. Hafız Cevdet hala benim gördüğüm çocukluk heyecanından bir şey kaybetmemişti. Yine aceleciği üzerindeydi. Bütün ısrarlara rağmen dersi ve sohbeti çok kısa tutarak zihninde olan hizmetleri gerçekleştirmek istiyordu. Filipinlerdeki muhtaçlara kurban etiyle “çare”ler üretmeye, onların kalplerini İslam’a ısındırmanın yollarını araştırmaya devam ediyordu.
Ne mutlu sana Cevdet kardeş, hizmetini o çocuksu aceleciliğinle çabucak bitirdin. Üstadına ve sevgili babacığına kavuştun. Mekanın Cennet olsun.

This entry was posted in Genel. Bookmark the permalink.