Divan-ı Hari Örfi Üzerine

İzmir’den Bilal TUNÇ ağabeyimin çok titiz bir şekilde üzerinde çalışma yaptığı Üstad Bediüzzaman’ın “Divan-ı Harb-i Örfi”adlı risalesinin çalışma metnini inceleme imkanını buldum.Bu gayreti bizlere şevk verdiği gibi bir çok yönüyle de tetkik etme azmini kamçıladı.Bu çalışmaya ilave edecek bir şey bulamadığımdan sadece Bediüzzaman’ın bu eşiz eseri üzerinde bazı tespitlerde bulunmanın faydalı olacağı kanaatine vardım.
Bediüzzaman, 31 Mart hadisesi nedeniyle 1909 tarihinde kurulan Askeri mahkemede,Şimdiki İstanbul Üniversitesinin ana binasında, şeriat istediği gerekçesiyle idam talebiyle yargılanmış,burada dünya hukuk tarihine geçmesi gereken çok harika bir savunma yapmıştır.Bu sıkıyönetim mahkemesinde yapmış olduğu müdafaa daha sonra”İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi veyahut Divan-ı Harbi Örfi”adıyla yayınlanmıştır.
Eserin ilk baskısı H.1327(M.1909)yılında İstanbul’da İkbal Millet Matbaası’nda,ikinci baskısı ise H.1328(M.1910)yılında Artin Asadoryan ve Mahdumlar matbaasında yapılmıştır.Eserin yayıncısı ve önsöz yazarı İçtihad Kütüphanesi sahibi olan Kürdizade Ahmet Ramiz’dir.Bu zatı kısaca tanıtmaya çalışırsak; (D.1878, Lice/Diyarbakır – Ö. 1940′lı yıllar, Suriye). 1900 yılına kurulan Kürdistan Azmi Kavî Derneği’nin bir üyesiydi. 1904 yılında, Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nde okurken, bu ülkede aktif olan Jön Türkler’e katıldı ve Sultan Abdülhamit yönetimi aleyhtarı gösteriler içinde yer aldı. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle İstanbul’a döndü ve Kürt Derneği’nin Kürt çocukları için açtığı okulda yönetici oldu. Divançe-i Dehrî (Bir Ateistin Küçük Divanı) diye adlandırılan bir divançe (şiir kitapçığı) yayınladığı için Kastamonu’ya sürgün edildi. 12 Temmuz 1912 tarihinde iktidara gelen Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümetinin çıkardığı aftan yararlanarak tekrar İstanbul’a döndü. Şeyh Sait hadisesinden’ndan sonra Suriye’ye kaçtı ve 1940′lı yıllarda bu ülkede vefat etti. Mezarı Şam’dadır.”Kürdizade adıyla tanınıyordu. H. 1322 yılında (M. 1904) Mısır’da Mevlud i Nebeviye’nin hikayesini Kürtçe yazdı. Araştırma ve Çalışmaları: Hetaya Selef ve Halef (Selef ile Halef’in Hatası), İhtara Dicle ve Fırat Veya Gazîya Havara Mabeyni Nehran (Dicle ve Fırat’ın Uyarısı veya Mezopotamya’nın Yardım Çağrısı), Paşvemana Kürdan veya Kürdistan (Kürtlerin veya Kürdistan’ın Engeli), Himaye Kırına Maarif veya Himaye Nekırına Maarif (Eğitimin Himayesi veya Himaye Edilmemesi).(www.bgst.org) Bediüzzaman ,eserinin yayınlanmasından kırk altı sene sonra, bizzat kendi el yazısı ile yaptığı tashihlerde,Ahmet Ramiz’in önsözde geçen bazı tabirlerini düzeltme cihetine gitmiştir.Başlarda şiirinden bir mısra nakledilen ve adı geçen bir zatın adını tashihinde sadece baş harfiyle belirtmiştir.Ayrıca defaatle nefyolunduğu belirtilen memleketler arasında sayılan Erzurum vilayetini herhalde yanlış bilgiye dayandırıldığı için yazının içeriğinden çıkarmıştır.Üstad ayrıca kendi eserinde de olan bazı tabirleri tashih etmiş,bazı paragrafları da tamamen kaldırmıştır.
Bediüzzaman’ın veya başka bir müellifin; zamanın şartlarına göre kendi eserinde tashih yönünde tasarrufta bulunması,ekleme veya çıkartmalar yapması kadar makul bir hak olamaz.Ancak şartlar göz önünde bulundurulmadan, Bediüzzaman’ın eski eserlerinden diye yapılan tashihleri görmezden gelerek yayınlanan eserler bir sorumluluk ve vebal getirmektedir.Orjinal diye basılan eserin en azından dipnotlarına yapılan tashihlerinin de ilave edilmesi gerekir.Bu görüşlerimizi dile getirirken hiçbir müesseseyi tenkit etme gibi bir niyetimiz yoktur.Ancak bir durum tespiti de yapmak zorundayız.Yapılan bir diğer yanlışta; Bediüzzaman’ın kontrolünden geçen ve tashih etmediği tabirlerin kitabı neşre hazırlayanlar tarafından tashih edilme görevidir.Bu tasarrufta bir hatadır.Her halukarda Üstadın taksimatına kanaat etmeliyiz.
Başa dönecek olursak Bilal TUNÇ ağabeyimin eski ve yeni nüshaları karşılaştırarak yapmış olduğu çalışma İnşallah ilerde başka çalışmalara da model teşkil edecektir.Ayrıca yine bu çalışma gösteriyor ki;gerek Risale-i Nur Külliyatı,gerekse Bediüzzaman’ın hayatı ile alakalı araştırma ve incelemelerde daha çok uzun bir yolun başında bile değiliz.

This entry was posted in Genel, Risale-i Nur Yazıları. Bookmark the permalink.