Mardin Tıp Tarihi

Milattan önce 12 bin yıl öncesine dayanan Mardin Tarihi ile ilgili olarak ilk çağlar karanlıkta kalmış,yeterli bilgi ve belgelere yeterince ulaşılamamıştır.Ancak Artuklular döneminden sonra yazılı bilgilere dayanarak sağlam veriler elde edilebilmiştir.Mardin Tıp Tarihide aynı şekilde Mardin’in genel tarihinden etkilenmiştir.Artuklular devrinde yazılan tıp ile ilgili kitaplar ne yazıkki
Timurlenk’in 1395 tarihinde Mardin’e ilk gelişinde kütüphanelerdeki binlerce kitap ateşe verilmiş ve böylece Dünya kültürüne büyük bir darbe vurulmuştur.
Osmanlı döneminde yazılan ve özellikle Medreselerde okutulan pozitif ilimlere ait eserlerinde, Medreselerin kapanması yüzünden akibetleri ile ilgili bilgilere ulaşılamamıştır.Bu yüzden Mardin Tıp Tarihini ancak mevcut yazılı kaynaklardan derleyebildiğimiz eserlerden aktarmaya çalışacağız.Bu bilgiler, doyurucu olmaktan çok,sadece azda olsa fikir edinme ve yol gösterme işlevini üstlenme yolunda küçük bir adımdır.

1. Artuklu Dönemi:
Mardin’de Artuklu Meliki Necmeddin İlgazi(1108-1122) devrinde,Maristan ya da Mesken mahallesinde,İlgazi ve kardeşi Emineddin’e atfedilen ve içinde bir dârüşşifa(hastane) bulunan Emineddin Külliyesi yapılmıştır.Adı geçen dârüşşifa,döneminde büyük ün kazanmıştı.Bu dönemde bilime dönük bu faaliyetler tesadüf eseri değildir.Zira bu dönem,Mardin’in bir bilim ve kültür kenti olarak parladığı dönemdir.Örneğin,Necmeddin İlgazi zamanında Mardin’de önemli hekimler yetişmiştir.Bunlardan birisi Fahrü’l-Mardinî’dir.Şerh-i Kaside-i İbn Sinâ adlı eserin yazarı olan Fahrüddin,hocası,Emineddevle İbn-i Telmiz’den İbn-i Sina’nın ‘Kanun fi’Tıb’bını öğrenmiş ve yıllarca Mardin’de kaldıktan sonra Şam’a gitmiştir.1197’de Amid’de(Diyarbakır)öldüğünde,yaşamı boyunca topladığı kitapları Hüsameddin Temürtaş’ın yaptırdığı şehitliğin kütüphanesine emanet etmişti.1147’de ölen İbnü’s-Salâh ve Necmeddin İbnü’l Minfahı,Mardinde yaşamış adı bilinen diğer önemli hekimlerdir.1164’te Anazavarlı Dioskorid’in Materia Medica’sı,Artuklular tarafından Mihran bin Mansur bin Mihran’a,Süryaniceden Arapçaya Kitabü’l-Haşayış adıyla yeniden tercüme ettirilmiş ve şehitlik kütüphanesinde muhafaza edilmişti.(1)
Akkoyunlu Sultanı Cihangir’in oğlu Sultan Kasım tarafından yapımı bitirilen(1487-1502) Kasımiyye Medresesinin (Alt Resim) oda giriş kapılarının taş kemerlerinin üstünde işlemeli tıp ambleminin olması,bu medresede dini ilmin yanında tıp ilminin de asırlarca eğitiminin verildiğini göstermektedir.

2. Osmanlı Dönemi:
Mardin’de Osmanlı dönemine ait tıbbi gelişmelerle ilgili fazla bir bilgiye sahip değiliz.Bu dönem tarihe daha çok bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Bölgede 1705,1770 ve 1799-1800 yıllarında veba salgını görülmüş,yine Mart 1822’de beş yüz kişinin öldüğü veba salgını yaşanmıştır.1847’de iki ay süren ve halkın şehirden göç etmesine neden olan kolera,1865 Ocak-Kasım döneminde de 975 kişinin ölümüne neden olmuştur.1914’te de halkın üçte birinin açlık ve hastalıktan öldüğü kolera salgınları Mardin tarihinde salgın hastalık ve kıtlık sıklığını göstermektedir (2)
Osmanlının son dönemlerinde Mardin’de sağlıkta kayda değer en önemli olay,1890 yılında kurulan Amerikan protestan misyon hastanesidir(Aşağıdaki Resim).Diyarbakırkapı mahallesinde faaliyet gösteren Amerikan hastanesi 1933 yılında kapatılmıştır.Atla dolaşan hemşireler ve bedava tıp hizmeti veren Amerikalı doktorlar,Mardinlilerin anılarında hala canlıdır.( 3)

3.Cumhuriyet Dönemi:
Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Mardin’de sağlık teşkilatı ve kurumlarının yapılandırılmasına önem verilmeye çalışıldı.Mardin merkezinde yirmi yataklı bir hastane,on yataklı trahom hastanesi ve dispanseri açıldı.Sağlık kadrosu genişletilerek kazalara birer doktor gönderildi.Köylülerle yakından ilgilenmek üzere gezici sağlık memurları tayin edildi.Hastaneye başvuranların sayısı 1938 yılı itibariyle yüz bini aşmıştır.Bu arada Belediye,yeni bir sağlık kadrosu oluşturarak bir doktor,bir ebe ve iki sağlık memuru ile hizmet vermeye başladı.Bulaşıcı hastalıklar için gerekli tedbirler alındı.(4)
Mardin Cumhuriyet döneminde ayrıca Mar Efrem Manastırında 1933’te kurulan Askeri hastanede 12 yıl sağlık hizmeti verilmiştir.(5)
Mardin Devlet Hastanesinin yapılması nedeniyle Savurkapı dışındaki mezarlığın yıkılması kararı alınmış,taşların kaldırılması için 20 şubat 1939’a kadar süre tanınmıştır.(6) ve 1948 yılında vali Hikmet Kümbetlioğlu zamanında Mardin Devlet Hastanesinin yapımı tamamlanmıştır.
Mardin’de 1.8.1965 tarihinden beri sağlık hizmetleri soysallaştırılmış bulunmaktadır.Gaye koruyucu hekimliğe önem vererek bir çok hastalıklarda vak’a adedini ve dolayısıyle ölü nisbetini azaltmak,tedavi edici hizmeti halkın ayağına götürmek ve bu suretle acil hallerde erken tedbir almayı temin etmek ve halka çevre sağlığı bakımından gerekli yardımda bulunmaktır.1967 yılı itibariyle Mardin’de sağlık kurumlarından Mardin Devlet Hastanesi,80 yataklı olup ayrıca 50 yataklı ek bina inşa halindedir.Bu hastanede bir dahiliye uzmanı bir çocuk hastalıkları uzmanı ve bir tabibi ve bir eczacı vardır.Genelde tıbbi alet ve malzeme noksanlığı vardır.Mardin Merkez üç kaza ve köylerde kırk olmak üzere toplam kırk üç sağlık ocağı faaliyettedir.Halen yirmi iki ocakta tabip vardır.
Mardin İl Merkezinde Sağlık Müdürlüğü,Sağlık Bölge Başkanlığı,Sıtma Eradikasyonu Bölge Başkanlığı,Trahom Savaş Başkanlığı,Ana ve Çocuk Sağlığı Başkanlığı ve Dispanserleri ayrıca Sağlık Müdürlüğü bünyesinde çevre sağlığı Başkanlığı ve Frengi,Lepra Savaş Başkanlığı mevcuttur.
Bu dönemde tespit edilen sosyal hastalıklar : Sıtma,trahom,verem,frengi ve cüzzamdır.(7)

Bir Portre: Fahreddin El Mardini (1115 – 1197):
Fahru’l Mardini olarak ta bilinen Fahreddin El Mardini 1115 miladi yılında,Mardin’de doğmuştur.Babası Muhammed b.Abdüsselam b.Abdurrahman El Ensaridir.Artukoğulları döneminin dünyaca ün yapmış tıp bilgini ve filozofudur.Soy itibariyle Kudüslü bir aileden gelmektedir.Artukoğlu Necmeddin İlgazi,Kudüs’ü fethedince dedesi Abdurrahman’ı Mardin’e davet etmiş ve ailece buraya yerleşmişler.Babası kadıdır.Artukoğullarının hoşgörülü ortamında yetişen bir diğer felsefe alimi olan İbnü’s Salah’tan (Necmeddin Ebü’lfütuh Ahmed b.Sırrı)ilk zamanlar felsefe okudu. Aslen hemedanlı olan bu filozof ,Artukoğlu Hüsameddin Timurtaş b.İlgazi ‘nin daveti üzerine ,hanedanın himayesinde Mardin’de felsefe okutmuş ve Fahredini’i de bu anlamda yetiştirmiştir.(İbn.ebu Usaybiya s.402,638,639)Daha sonra Fahreddin Bağdat’a gitmiştir .Burada o dönemin en meşhur alimlerinden olan Bağdat Adidüddevle Hastanesi Başhekimi Eminüddevle İbn’t Tilmizi’den tıb tahsili alma imkanı bulan Fahreddin ,böylece iki alanda uzmanlaşmış idi. Özellikle hocası ile birlikte İbni Sina ‘nın El-Kanun Fıt –Tıbb’ı üzerine yaptıkları inceleme ve tashihler daha sonra Mardin’in El-Kanun uzmanı olarak tüm dünyada ün yapmasını sağlamış idi.Buna karşılık Fahreddin de İbni Tilmiz’e İbni Sina’nın mantık ve felsefesini okutmuştur.
Ömrünün büyük bir kısmını Hini (Hani) beldesinde Necmeddin İl Gazi ile birlikte ve onun yanında geçiren Fahreddin El-Mardini ,seferde bile sultanın yanından ayrılmadı ve ona tıp öğretti .Bir ara Dımışk’a (Şam) gitti. Ve orada ünlü bir tıp alimi ve hekimi olan Mühezzebüddin Abdurrahim b.Ali ‘ye El-Kanun Fit-tıbb’ın bir kısmını okuttu.Burada fazla kalmak istemeyen Fahreddin ,öğrencisinin yüklü bir maaş (ayda üç yüz dirhem nasıriye)vereceğini ,buna karşılık Şam’da kalıp dersini tamamlamasını ısrarla istemesine karşılık Fahreddin ,ilmin para ile satılmayacağını söyleyerek şehirden ayrılır . Mardin’e dönerken Halep’e uğrayan Fahreddin ,burada Halep Emiri El-Melik –Üz-Zahir Gazi tarafından çok büyük bir merasimle karşılanır .Emirin ricası üzerine bir müddet Halep’te kalıp dersler ve konferanslar veren Fahreddin ,bu ilmi faaliyetler esnasında Halep Emirinin verdiği parayla hayatını müreffeh bir şekilde geçirir. Ondan sonra Mardin’e gelir. Mardin’de Artukoğullarından I.Hüsameddin Timurtaş tarafından yapılmış olan Hüsamıye Medresesi ile yine Artukoğullarından I.Kutbeddin İlgazi’nin 1165 tarihinde tahta geçmesi ile Mardin’de ilmi sahada çok büyük gelişmeler olur .Zira bu hükümdar ilme ve alimlere çok önem veriyor,onları koruyor ve serbest bir şekilde ilmi faaliyetlerde bulunmalarına yardımcı oluyordu.Nitekim bu hükümdar zamanınde 1176 tarihinde Ulucami ve Medresesi de yapıldığından Fahreddini Mardin’i burada da ders vermeye başlar .Bu sırada Sühraverdi de Mardin’e gelip Fahrülmardini ‘nin derslerini takip eder.Bilindiği gibi Sühraverdi, İşrakiyun felsefesi cereyanının kurucusu ve lideridir.Bu felsefi cereyan, Şeyh Muhiddini Arabi’nin vahdet-i vücut felsefesi cereyanına karşı olnuştur.Fahreddin Mardini, İbni Sina’nın felsefi felsefi ekolüne mensuptu.Nitekim ibn-i Sina’nın felsefi fikirlerini olgunlaştıran El Kaside-tül Ayniye adındaki meşhur eserini, Fahreddini Mardini şerh etmişti.Fahreddin ünlü Şerh Kaside-i İbni Sina adlı eserini yazmış ve ilme armağan etmiştir.Burada Fahreddin, Şeyh Muhiddini Arabi’nin vahdet-i vücut felsefi fikirleri ile Sühraverdi’nin işrakiyun felsefi fikirlerini telif edip pozitif görüşlerde insan hayatında ve meselelerde yer verilmesini öneriyordu.Bazı eleştirilere de uğradı.Özellikle Sühraverdi (1155-1191) hocası Fahreddini Mardini’yi eleştirmekten kaçınmıyordu.Nihayet Sühraverdi,Halep’te İslam uleması ile giriştiği ilmi tartışmalar sonucu İslamiyet’e ihanetle itham edilerek,Halep uleması tarafından Selahaddini Eyyübi’ye ihbar ve şikayet edilmiş ve bu ulemanın verdiği fetva üzerine idam edilmişti.Sühraverdi’nin idam edildiği haberi,Mardin’e geldiğinde Fahreddini Mardini iyice yaşlanmış ve hastalığı ilerlemişti.
Nitekim Sühraverdi’nin ölümü onu çok üzmüştü.Hatta onun ölümünde bu hadisenin büyük etkisi olduğu söylenebilir.Çünkü Sühraverdi Fahreddini Mardini’nin en parlak öğrencilerinden biriydi.O’nun öğrencilerinden biride İbni Rakika diğer bir deyimle İbni Rukaya’dır.Bu dahi büyük bir alim olup,Fahreddin’in tıp ve felsefi görüşlerini yeni nesillere aktarmayı başarmıştır.İbni Rakika da Hani doğumludur ve Artukoğulları Hanedanının himayesinde ilmi çalışmalarını yürütmüş ve Mardini’nin yanından ayrılmamaıştır.
Fahreddin Mardini, iki önemli eserle ünlenmiştir; 1-İbni Sina’nın Kasidetü’l Ayniye’ sineyazdığı ve çok değerli bir eser olan Şerh Kaside-i İbni Sina adlı eser.2-Kendisinin yanlış yolda olduğunu ileri süren ve onu eleştirenlere karşı yazdığı ünlü Risale’sidir.Bu eserinde Allah’ın verdiği insan aklına ve idraki ile iradesinin serbest olduğuna ve bu suretle pozitif ilme verdiği önemi anlatmaktadır.Şöyle ki,Fahreddin İbni Sina’dan esinlenerek,Allah’ın Evreni fışkırtan bir Nur olduğuna,O’nun mutlak kudretine inandığı gibi Şeyh Muhiddini Arabi’nin Vahdeti Vücud yani Allah’ın tekliği,bir oluşuna ve eşi şeriki bulunmayan kudretine inanmakta ve bunun yanı sıra Sühraverdi gibi insan akıl ve idrakine ve bunların insan yaşantısı üzerindeki tesirlerine,dolayısıyla pozitif ilimlere de yer verilmesine inanmaktadır.
Fahreddin Mardini 82 yaşında iken 1197 yılında vefat etmiştir.Vefatından önce Diyarbakır’a davet edilmiş ve orada dersler ve konferanslar vermesi rica edilmiş ve bunun üzerine yaşına ve hastalığına rağmen Diyarbakır’a gitmiş ve orada 1193 tarihinde inşaatı biten Diyarbakır Medresesi’nde dersler vermiştir.Bu yıllarda vefat ettiği anlaşılmıştır.Ölümünden önce bütün kitaplarını Meşhed Hüsamiye Medresesi Kütüphanesi’ne vakfetmiştir.(8)

Kaynaklar:

  1. Mardin Aşiret-Cemaat-Devlet .Tarih Vakfı yay.2001:90-91
  2. Ag.e.2001:262-263
  3. Ag.e.2001:386
  4. 15 Cumhuriyet yılında Mardin.Halkevi yay.1938:126
  5. Mardin Aşiret-Cemaat-Devlet .Tarih Vakfı yay.2001:374
  6. A.g.e.2001:374
  7. 1967 Mardin İl Yıllığı:73-74
  8. Bin Yıl Mardin’den 24 Portre.M.Ali ARIKAN.2004:1-2-3
This entry was posted in Genel, Mardin Araştırmaları. Bookmark the permalink.