Molla Said Cizre’de

Bediüzzaman’ın hayatı incelendiğinde, bazı mekânların onun için dönüm noktası oluşturduğunu ve bundan sonra hayatı boyunca aynı prensipler doğrultusunda hareket tarzı geliştirdiğini gözlemleyebiliriz. İşte o mekânlardan biri de Cizre’dir. Molla Said’in Cizre’de Mustafa Paşa’yı hidayete dâvet etmesi ve zulümden vazgeçirmeye çalışması, tavrı ve harekât tarzı ileriki hayat safhasında, Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemesinde Hurşit Paşa’ya, İstanbul’da İngiliz Başkumandanına, Kosturma’da Rus Başkumandanına ve Ankara’da Meclis’te Mustafa Kemâl Paşa’ya karşı da kendisini gösterecektir.
Cizre, Molla Said’e bir ilki daha yaşatmış ve onu medreseden sosyal hayatın acımasız çarklarına sürüklemiştir. Burada ilk defa devletin sosyal ve siyasî yapılanmasına şahit olmuş ve yapılan yanlışlıkları düzeltmek istemiştir. Hamidiye Alaylarının Doğuya ve Güneydoğuya fayda getirmediğini ve yaranın iltihabını arttırdığını bizzat kendi gözlemleriyle yaşamıştır. Bu tehlikeye de Münâzarât adlı harika eserinde dikkat çekmiştir. Daha henüz on altı yaşında genç bir delikanlı olan Molla Said’in cesaretini öğrenebilmek için muhatabını iyice tanımamız gerekir ki, o yaşta bir gencin nasıl inayet altında olduğunu, bunun ilerideki hayatına nasıl yansıdığını bilelim. Dilerseniz Miran Aşiret Reisi Mustafa Paşa’yı ve Hamidiye Alaylarını bir nebze anlatalım.
Bediüzzaman’ın medrese ve talebelik hayatından ilk defa sosyal hayata girişine sebep olan portrelerden Mustafa Paşa , Cizre’de doğmuş olup, doğum tarihi konusunda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Zamanın en güçlü aşiretlerinden Miran Aşiretinin ağasıdır. Temer Ağanın oğlu olup, İbrahim Ağanın da torunudur. Çok iri yarı, bakışları sert ve keskin, sakallı birisidir. Miran Aşiretinin 11 oymağı olmakla beraber, bunların en önemlileri; Berkeleyi, Sinika,Varasali, Aliyuki, Hürika, Dükeliya idi. Kendisi Berkeleyi Oymağından olup bu 11 kabilenin, oy birliği ile tüm Miranların başına geçmişti. Halk arasında özellikle onu çekemeyen bazı aşiretlerce de Misto-i Miri (Büyük Musto) diye anılırdı.
Sultan Abdülhamid, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Hamidiye Alay Komutanları teşkil etmek üzere, doğuda bulunan tüm aşiretleri İstanbul’a çağırmıştı. Çok akıllı ve zeki olan Mustafa Paşa, kendisi gibi iri yarı olan 500 adamını hazırlayıp, yayan atları ile birlikte yola çıkarlar. Üç aylık bir süreden sonra nihayet İstanbul’a varırlar.
Padişah Sultan Abdülhamid, tüm Doğudan gelen kabileleri önce görmek için bir resmî geçit düzenlettirir. Resmî geçitte, önünden geçen her kabileyi gözler ve not aldırtır. Sıra Cizre’den gelen aşiretlere gelince, hep birbirine benzeyen iri yarı, cüsseli olan bu adamları ve giyinişlerini görünce, derhal bunlara bir yemek verilmesini, davranış ve hallerini yerinde görmek istediğini yanındakilere emreder. Cizre Miran aşiretleri temsilcileri olan 500 kişiye bir yemek verilir. Padişah da onları yemekhaneden seyreder. Mustafa Paşa askerlerine tüm yemeği bitirmelerini söyler. Yemeği de çatal kaşık kullanmadan, kollarını sıvayıp, elle yerler. Tabak diplerinde hiçbir şey bırakmazlar. Bunu gören padişah berat ve nişanlarını taktırır. Çok geniş yetkileri ona tanır. Böylece emrinde üç alay kurmasını ferman buyurur.
Mustafa Paşa Cizre’ye gelir gelmez, tüm çevre aşiretlerinden1893 yılında üç alay kurar ve Cizre’deki Hamidiye kışlasını yaptırır. Geniş bir nüfus araştırması yaparak, her ağanın kaç insan savaşa çıkarabileceğini belirtir. Mustafa Paşa doğrudan padişaha, askerî yönden de 6. Liva olan Erzincan Müşirliğine bağlıydı. Padişah kendisine çok geniş yetkiler tanımış olup hakkında gelen şikâyetleri bertaraf etmiştir. Aynı zamanda her ay, İstanbul’dan asker başına bir kese altın gelirdi. Miran ve diğer bağlı aşiretler göçer olmakla beraber, yerlilerden birçok üst düzeyde askerler seçilmişti. Bunlardan Fettah Ağa binbaşı, Hacı Zuraf yüzbaşı, Tayan aşiretlerinden Şeyhmus-ı Kerevan yüzbaşı, Tahir Ağa Hamidiye Askerî Kaymakamı idiler. Ordusu tam teşekküllü ve kuvvetli olup, hem kendi imkânları, hem de İstanbul yardımları ile beslenirdi.
Okuma yazması olmamakla beraber, kültür tartışmaları düzenler ve âlimleri yarışmalara alırdı. Bir çok âlim ailesinde ve aşiretlerinde barınırdı. Bu arada devamlı bir kâtibi yanında olurdu. Molla Sadık Zade Abdullah Efendi onun kâtipliğini yapar, Abdullah Şeyh Ali’de onun masrafdarlığını yürütürdü. Mustafa Paşa (Yandaki Resim) çok akıllı biriydi. Cizre’de çok erkekli ve değişik mahallelerde oturan aileler, kendi kızlarını onlar istemeden çağırıp kendisi vermiştir. Bu hareketiyle de Hamidiye Alay Paşalığını sağlama almıştır.
Sultan Abdülhamid Han’ın geniş yetkiler tanıması ve feodal yapının bir gereği olarak zor kullanma ve eziyet verme girişimleri olmuş, üç alayın barınıp yerleşmesi, hayvanların beslenmesi için arazi işgallerinde bulunmuştur.
Bediüzzaman 1894 yılında Tillo’da gördüğü bir rüya üzerine Mustafa Paşa’yı, yaptığı yanlışlardan vazgeçirmek ve hidayete davet etmek için kendisini Van yaylasında çadırda bulur. Tarihçe-i Hayat’ın başlarında anlatıldığı üzere onu zulümden vazgeçirmeye, tevbe edip namaz kılmaya dâvet etmesi üzerine, Paşa kendi âlimleriyle Cizre’de ilmî münazara teklifinde bulunur. Bediüzzaman teklifi kabul eder ve Cizre’de Bani Hanı’nda gerçekleşen münazaradan gâlip ayrılır. Bazı olaylardan sonra Mustafa Paşa’dan tevbe sözü alarak Cizre’den ayrılır. Bu konuda ayrıntılı bilgiler Tarihçe-i Hayat adlı eserde geçmektedir. Tekrara girmemek için burada anlatmayacağız. Ancak bir süre sonra Paşa, yine eski haline dönmüş ve zulmünü arttırmıştır. Aşağıda bir nebze okuyacağınız olaylar da gösteriyor ki Molla Said, Mustafa Paşa’yı sadece hidayete dâvet etmekle kalmamış, aynı zamanda büyük zulümlerden de vazgeçirmeye çalışmıştır.
1899-1902 yıllarında Musul’da valilik yapan Ebubekir Hazım Paşa (Tepeyran) Miran aşireti ile ilgili anılarında, Mustafa Paşa’nın bazı davranışlarından ve bazı yanlış hareketlerinden dolayı hoşnutsuzluğunu dile getirir. İşte o olaylardan bazıları: Bağdat Demiryolları çalışmalarına katılan Alman Dr. Paul Rubach, 1901 kışında Musul’da Dicle’nin iki yakasını tutmuş olan Mustafa Paşa’nın adamları tarafından haraca bağlandıklarını anlatır. “Avrupa’dan getirilip Samsun-Diyarbakır tarikiyle El-Cezire Çölünün kenarına (Diyarbakır’a) kadar katır ve deve ile, oradan da Güneye doğru kelekle sevk olunan malların dahi aynı vergiye tâbi tutulduğu cevabını aldım… Günlük ihtiyaç maddelerinden sayılan pek çok şeyin, bu arada petrolün fiyatı üç dört misline fırlamıştı. Mustafa Paşa, Cizre ile Musul arasında bulunan elli kadar İslâm ve Hıristiyan köyünü iki sene içinde yağma, tahrip ve köylüsünü tard ve tedip etmişti… Daha sonra iki sene evvel ekili olan bütün tarlalar büsbütün terk ve ihmal edilmiş bir halde bulunuyordu.”
Miran aşireti reisi Mustafa Paşa, Cizre kazası ve havalisinde seyyar ise de, Musul vilayeti ahalisi ve aşiretlerine zarar vermektedir. “Bütün gençlik hayatı Musul hapishanesinde geçmiş gibi olan bu haydut Paşa’nın, Hamidiye Alayları’na girmesinden sonraki cinayetlerinden dolayı muhakeme altına alınması için gereken irade bir türlü çıkmadığından, bu cinayetlerde kendisiyle ortak olanlardan ele geçirilebilen şahıslar yıllardan beri muhakemesiz, hükümsüz Musul hapishanesinde bulunmakta idiler… Miran aşireti, Arap aşiretlerinden Gergerilere taarruz ederek yapılan çarpışma da Araplardan pek çoğu öldürülmüş ve bir çok hayvanların ele geçirilmiş olduğu;… haberleşerek çarpışmayı… itiraf ettiği halde… Dördüncü ordu Müşiri Zeki Paşa ‘Mustafa Paşa saltanat-ı seniyyenin gerçek kullarındandır. Bu tür hareketlerde bulunmaz’ diye hiç utanmadan sıkılmadan onu temize çıkarmağa… çalışmaktadır.”
Bediüzzaman 1902 yılında Van’da iken Mustafa Paşa ile yıllar sonra tekrar karşılaşır. Geravi aşireti reisi Şeker Ağa ile Paşa’yı barıştırır. Paşa’ya dönerek tevbesini bozduğunu ve salimen Cizre’ye varamayacağını ifade eder. Gerçekten de Paşa 1902 yılında, yayladan Cizre’ye dönerken, Cizre-Şırnak arasında meydana gelen aşiret kavgalarının sonunda serseri bir kurşunla öldürülür. Aşiret kavgası sona erer, aşiretler ayrılırken, kimin tarafından atıldığı bilinmeyen bir kurşunla Paşa öldürülmüştür. Naaşı Cizre’ye getirilmiş ve kendisine ait olan, şimdi Cizre Mezarlığındaki kabrine gömülmüştür.

Kaynaklar:

  1. Bütün yönleriyle Cizre, Abdullah Yaşın, 1983
  2. Mardin aşiret – cemaat – Devlet Tarih Vakfı Yay. – 2002 iktibasen Tepeyran, Ebubekir Hazım (1998), Hatıralar İst.
This entry was posted in Bediüzzaman Araştırmaları, Genel. Bookmark the permalink.