Risale-i Nur ve Sağlıkta Toplam Kalite Yönetimi

Özellikle 1980’li yıllardan itibaren ülkemize batı kaynakları tarafından aktarılan Toplam Kalite Çalışmaları,hız kesmeden değişik versiyonlarıyla günlük hayatımızda yer edinmeye ve sürekli geliştirilerek sunulmaya devam edilmektedir.İşyerleri,hastaneler ve eğitim kurumlarının yönetimlerinde TKY olmazsa olmaz ve vazgeçilemez bir metot olarak güncelliğini sürdürmektedir.Aslında Risale-i Nurları bilenlerin yabancı olmadıkları bu sistemleri iyice kavramamız halinde, bu konularda Risale-i Nurları sosyal hayatımızda yansıtma konusunda hiç zorlanmayacağımız şüphesizdir.Her meslek erbabı kendisini Risale-i Nurlarla ifade edebilmeli ve Risale-i Nurların bu sistemlerden daha ileri seviyelerde çözüm önerilerini sunabilmelidir.Bu başarıldığı takdirde çok büyük başarılara imza atıldığı görülecektir.Örnek olarak Sağlıkta Toplam Kalite Yönetimini ele alalım.
Sağlık hizmetlerinde kalite yönetimi,sağlık hizmetlerini sunarken uygulanan tüm süreçlerin sürekli incelenmesi ve iyileştirilmesi için kullanılan tekniklerin ve yöntemlerin tümü diye tarif edilir.Amaç;sunulan hizmet ve ürünlerin hastaların ve yakınlarının ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanmasıdır.Ancak bu amaca ne derece yaklaşıldığı her zaman tartışma konusu olmuştur.Bu konuda Prof. Dr. Gülten UYER bir makalesinde şu görüşlere yer vermiştir. TKY’e amaca ulaşılmasında çalışanların nicel ve nitel yeterliliği kuşkusuz çok önemli bir yere sahiptir. Ancak, sadece kuramsal bilgi ve teknik becerilerde yeterlilikle kalitenin elde edilmesi olası değildir. Özellikle hastanelerde, hizmet verilen bireylerin hastalıklarından kaynaklanan bedensel ve ruhsal durumları, kendilerine özenle yaklaşılmasını gerektirdiğinden, sağlık kurumlarında personelin tutum ve davranışları ayrı bir değere sahiptir. Ayrıca, seksenli yıllarda, hizmetin kalitesiyle çalışanların tutum ve davranışları arasındaki doğrudan ilişkinin ayırdına varılması, bu unsurlar üzerinde daha çok durulmasını beraberinde getirmiş ve insanlar arası ilişkilerin geliştirilmesine; çevreye ve hizmet verilen bireylere saygılı davranılmasına; kalitenin artmasını sağlayacak etkinliklere yer verilmesine yoğunlaşılmış ve böylece birey-ekip-hizmet-kurum kalitesinde zincirleme bir gelişme kaydedilmiştir. TKY’e çalışanların kendilerinden beklenen performansı gösterebilmelerini ve çalışmalara istekli katılmalarını sağlamada, motivasyon öğesinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. Bu yüzden motive edici faktörlerin özenle planlanması ve uygulanması beklenir.
Bir bireyin başkasına karşı duyarlı olabilmesi ve empati yapabilmesi, öncelikle kendi temel insan gereksinimlerini eksiksiz karşılama ve gereksinimler hiyerarşisinde kendisini gerçekleştirme basamağına yükselmiş olma koşuluna bağlıdır. Bu koşulu yerine getirebilmek için kuşkusuz kendisine yeterli ücret ödenmesi gerekir. Bireyin güven ve doyum duyarak çalışmasını sağlamak için ise, ilgi ve eğitimine denk bir yerde çalıştırılması; kendisine hijyen koşullarına uygun bir çalışma ortamı düzenlenmesi; yapacağı işe kapsamlı bir oryantasyon programıyla hazırlanması ve daha sonra sürekli eğitimle desteklenmesi; denetleme yerine yönlendirilmesi; kesintisiz yatay ve dikey iletişimi sağlamak için iletişim kanallarının açık tutulması; ekip toplantılarının hiç bir koşulda göz ardı edilmemesi; çalışana saygıda kusur edilmemesi ve kendisine değer verildiği hususunun hissettirilmesi gibi etkinlikler motivasyon sağlayan faktörler olarak işlev görürler. Ayrıca kurum kültürünün oluşturulmasıyla değerlerin ve çalışmalardan elde edilen başarı, prestij ve coşkunun ortak kılınması ve eşit paylaşımı bu konuda yapılması gerekenler arasındadır.”
Şimdide işin özüne dönerek bu konuda yaklaşık yetmiş sene(*) önce Bediüzzaman’ın Sağlıkta Toplam Kalite Yönetiminin esaslarını çizdiği ifadelerine göz atalım.

“Ey mâsum hasta çocuklara ve mâsum çocuklar hükmünde olan ihtiyarlara hizmet eden hasta bakıcılar! Sizin önünüzde mühim bir ticaret-i uhreviye var. Şevk ve gayretle o ticareti kazanınız. Mâsum çocukların hastalıklarını, o nazik vücutlarına bir idman, bir riyazet ve ileride dünyanın dağdağalarına mukavemet verdirmek için bir şırınga ve bir terbiye-i Rabbâniye gibi, çocuğun hayat-ı dünyeviyesine ait çok hikmetlerle beraber ve hayat-ı ruhiyesine ve tasaffî-i hayatına medar olacak büyüklerdeki keffâretü’z-zünub yerine, mânevî ve ileride veyahut âhirette terakkiyât-ı mâneviyesine medar şırıngalar nevindeki hastalıklardan gelen sevap, peder ve validelerinin defter-i amâline, bilhassa sırr-ı şefkatle çocuğun sıhhatini kendi sıhhatine tercih eden validesinin sahife-i hasenâtına girdiği, ehl-i hakikatçe sabittir. İhtiyarlara bakmak ise, hem azîm sevap almakla beraber, o ihtiyarların -ve bilhassa peder ve valide ise-dualarını almak ve kalblerini hoşnut etmek ve vefâkârâne hizmet etmek, hem bu dünyadaki saadete, hem âhiretin saadetine medar olduğu, rivâyât-ı sahiha ile ve çok vukuat-ı tarihiye ile sabittir. İhtiyar peder ve validesine tam itaat eden bahtiyar bir veled, evlâdından aynı vaziyeti gördüğü gibi; bedbaht bir veled, eğer ebeveynini rencide etse, azâb-i uhrevîden başka, dünyada çok felâketlerle cezasını gördüğü, çok vukuatla sabittir. Evet, ihtiyarlara, mâsumlara, yalnız akrabasına bakmak değil, belki ehl-i iman-madem sırr-ı imanla uhuvvet-i hakikiye var-onlara rast gelse, muhterem hasta ihtiyar ona muhtaç olsa, ruh u canla ona hizmet etmek İslâmiyetin muktezasıdır. (Lem’alar 25.Lem’a 24.Deva.Yeni Tanzim.Sh.497-498)”

TKY sisteminin işleyişi ile ilgili aktardığımız Prof. Dr. Gülten UYER’in işleyişin insani boyutuna dair haklı endişeleri ile Bediüzzaman’ın yıllar öncesinden bu sistemin insani boyutuna, imani boyutunu ekleyerek öne çıkaran ifadeleri birebir örtüşmektedir.Bediüzzaman hastayı bir müşteri gibi gören anlayışı tasvip etmeyip,bu konuda manevi dinamiklerin ve moral değerlerin hasta bakımından önemine işaret etmiştir.Özellikle TKY’nin en önemli unsurlarından biri olan doktorlara şöyle seslenmektedir:

“Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâp etmesi için sa’y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindendir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir. Hakikat nazarında herkesten ziyade hasta olan, maddî ve gâfil doktorlardır. Eğer eczahane-i kudsiye-i Kur’âniyeden tiryâk-misâl imanî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler, inşaallah. Senin şu intibahın senin yarana bir merhem olduğu gibi, seni dahi doktorların marazına bir ilâç yapar. Hem bilirsin, meyus ve ümitsiz bir hastaya manevî bir tesellî, bazan bin ilâçtan daha ziyade nâfidir. Halbuki, tabiat bataklığında boğulmuş bir tabip, o biçare marîzin elîm ye’sine bir zulmet daha katar. İnşaallah bu intibahın seni öyle biçarelere medar-ı tesellî eder, nurlu bir tabip yapar. Bilirsin ki, ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faydasız, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte o fennî malûmatı, o felsefî maarifi faydalı, nurlu, ruhlu yapmak çaresini aramak lâzımdır. Sen dahi Cenab-ı Haktan bir intibah iste ki, senin fikrini Hakîm-i Zülcelâlin hesabına çevirsin, tâ o odunlara bir ateş verip nurlandırsın. Lüzumsuz maarif-i fenniyen, kıymettar maarif-i İlâhiye hükmüne geçsin.(Barla Lahikası.Yirmiyedinci Mektubun Üçüncü Zeyli.Sh.57).”

Özet olarak Bediüzzaman bu satırlarıyla hayatın değerinin büyük olduğunu ve değerini korumaya yönelik hizmetin kıymetini ifade etmekle,sağlıkta kalitenin önemine vurgu yapmakla kalmayıp asıl meselenin imani boyutunda aranması gerektiğini göstererek Sağlıkta Toplam Kalitenin ileri derecesini göstermektedir.
(*)Prof. Dr. Gülten UYER’in makalesi 2003 yılında kaleme alınmıştır. Bediüzzaman ise 25.Lem’ayı 1934 yılında telif ettiğine göre 1934 yılı da dahil edildiğinde aradan tam yetmiş yıl geçmiştir.

This entry was posted in Genel, Risale-i Nur Yazıları. Bookmark the permalink.