Van Valisi İşkodralı Tahir Paşa

Bediüzzaman iki yıl boyunca Bitlis Valisi Ömer Paşa’nın konağında kaldıktan sonra, 1897 yılında, tanınmış âlim sıkıntısının çekildiği Van’a ısrarlı talepler üzerine gelir. Burada kaldığı yıllarda bir taraftan ders okuturken, diğer taraftan aşiretleri irşad için dolaşır. Aynı zamanda şehrin ileri gelenleri ve başta Vali olmak üzere devlet erkânıyla görüşmeler yapar, sohbet halkaları oluştururdu. İşte bu sıralarda Musul’dan 20.2.1898 tarihi itibarıyla Van Vilayetine vali olarak tayin edilen Tahir Paşa ile dostluk köprüsünü kurar.
Taşra imparatorluğunu yöneten valilerin çok uzun süre görev yapmış olanlarından biri olan Van Valisi Tahir Paşa, 1898-1906 tarihleri arasında Van’da valilik yapmıştır. 1849 yılında kozmopolit bir bölgede, İşkodra’da doğup büyüyen Tahir Paşa’nın sicilinde, Türkçe’den başka “Sırpça kitabet ve Arnavudca tekellüm” ettiği yazılmaktadır. Aynı zamanda medrese kökenli valilerden olan Tahir Paşa ilme çok meraklıydı. Bu yüzden Bediüzzaman’a özel bir ilgi göstermiştir. Avrupa’da basılan kitapları karıştırarak kendilerine hazırladığı soruları sorardı. Bediüzzaman da bu sorulara tereddütsüz cevap verirdi. Bir gün, bu kitapları Tahir Paşa’nın yanında görünce, işin sırrını anlar ve kısa zamanda bu kitapları okuyarak muhtevalarını elde eder. Bu arada, önce Paşa hakkında öğrendiğimiz bilgileri aktarıp, Bediüzzaman’la olan münasebetlerine değinelim.
Tahir Paşa ile ilgili yayınlanan devlet arşivlerinde ve yapılan değerlendirmelerde şu bilgilere rastlanıyor: “Sarayda yaşanan bir takım entrikalar yüzünden, valilerin taşrada sıkıntı yaşamasına neden olunmaktaydı. Konsoloslar bile yaşanan bu zorlukları müşahede edebilmekteydiler. Van’daki İngiliz konsolos vekili, bir keresinde valinin Ermeni ve Kürt sorunlarıyla baş edemeyebileceğinden korktuğunu yazarken, sebep olarak bütün valilerin saray entrikaları karşısında zor duruma düşebildiklerinin akılda tutulması gerektiğini söylemiştir. Tahir Paşa bu tarz ayak oyunları hakkındaki düşüncelerini İstanbul’a iletmekten çekinmemiştir: ‘Hakkâri mutasarrıflığına tayin buyurulan Ziya Bey, Erciş’ten keşide eylediği telgrafnamesine nazaran, iki güne kadar Van’a gelecektir. Kendisinin Dersaadet’ten gönderdiği haberlere göre, kulunuzla uğraşmak için intihab edilmiş imiş.’
“Valiler için her konuyu Yıldız Sarayı’na soruverme rahatlığının, sorumluluğu üzerinden atmak gibi bir avantajı vardır. Valiler zor durumda kaldıklarında, özellikle de yabancılar tarafından eleştirilmekten kurtulmak için kabahatleri padişaha yüklemektedirler. İran’ın sınır siyaseti hakkında rapor veren Van’daki İngiliz konsolosunun gözlemlerine göre;
‘Buradaki memurlar yalnızca İstanbul’dan gelen emirleri yerine getiriyorlar. Bir ara [Vali] Tahir Paşa ve refiki olan yüksek memurlar, bağımsız bir entrika ve kavga mücadelesi sürdürüyor gibiydi. Fakat Tahir Paşa bana geçenlerde, bütün kusur ve mesuliyet kendi üzerine yüklendiği halde, aslında ‘birçok şeyi’ kendi muhakemesi dışında ve İstanbul’dan gelen emirlere uyarak yerine getirdiğini ifade etti.’
“Valiler sarayla olan patrimonyal bağlarını yakınlarına iş bulmak ya da aile mensuplarına resmî nişanlar sağlamak için kullanmaktan çekinmemişlerdir. Van valisi Tahir Paşa, oğlu Cevdet Paşa’nın Hariciye’de, yeğeni Mustafa Nuri’nin de merkezdeki diğer kalemlerden birinde istihdam edilmesi için istirhamda bulunmuştur.” (Abdulhamid Kırmızı, Abdulhamid’in Valileri, Klasik Yayınları, 2007 – İstanbul)

Bediüzzaman’ın dehasını tesbit eden ilk devlet adamlarındandı:
Vali Tahir Paşa hakkında yukarıda aktarmaya çalıştığımız belgeler yanında kendisi aynı zamanda Sultan Abdülhamid tarafından sevilip takdir edilmiştir. Ayrıca Paşa’nın, birinci rütbeden Nişan-ı Mecîdi ihsanı, İran Devleti tarafından verilen nişanı ve Fransa Hükümeti tarafından verilen nişanları vardır. Tahir Paşa, Van ve Bitlis’te bulunduğu yıllarda altmış yaşlarında idi. Aynı yıllarda Bediüzzaman da yirmi beş otuz yaşlarında idi. Bediüzzaman’ın ilmini, fazlını ve dehasını ilk önce tesbit ve teşhis eden devlet ricâlinden birisi Tahir Paşa olmuştur. Bediüzzaman’ın Tahir Paşa ile ilgili hatıraları, büyük kardeşi Molla Abdullah’ın oğlu Abdurrahman Nursî’nin yazdığı Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı isimli kitapta tafsilâtlı olarak yer almaktadır. Tahir Paşa için Bitlis yıllığında “Ûlâ” tabiri geçmektedir. Ûlâ ise, “şan ve şeref sahibi kimse” mânâlarına gelmektedir. İstanbul Başvekâlet Arşivinde Sultan İkinci Abdülhamid’e ait Yıldız evrakında Tahir Paşa’nın bir mektubu bulunmaktadır. Mektup, Bediüzzaman’la ilgili olup, Sultan Abdülhamid Hân’a hitaben yazılmıştır.

“Ma’ruz-u çâkerânemdir, “Kürdistân ulemâsı beyninde hârika-i zekâ ile meşhur Molla Said Efendi muhtac-ı tedâvi olduğundan şefkat ve merhamet-i hazret-i hilâfetpenâhiye ilticâ ederek bu kere ol-cânibi âliye azimet eylemiştir. Mumaileyh bu havalide ilimce umûmun merci’i hal-i müşkilâtı olduğu halde yine kendisini talebeden sayarak kıyafetini değiştirmeye şimdiye kadar muvâfakat etmemiştir. Kendisi veliyyülnimet-i a’zim efendimiz hazretlerine hakikaten sâdık ve hâlis bir duâcı olmakla beraber fıtraten edip ve kanâatkâr ve fikr-i çâkerânemce şimdiye kadar Dersaadet’e gitmek bahtiyârlığına nâil olan Kürd ulemâsı içinde gerek ahlâk-ı hasenece, gerek Zât hazret-i Hilafetpenâhiye sadâkat ve ubûdiyetçe alâ ziyâde şayân-ı âtıfet bir zât-ı diyânet şiâr olmasına nazaran, mumaileyhima emr-i tedavi hususunda mahzar-ı teshilât ve nâil-i iltifât-ı mahsûsa olması umum Kürdistan talebesi hakkında ilelebed unutulmaz bir inayet-i âl’el-âl hazreti padişahi telakki olunacağının arzına cür’et kılındı. Bu babda ve her halde emrü ferman hazreti menlehül emrindir. “3 Teşrinisani 1323, Bitlis Valisi Tahir” (Y.PRK.UM., nr. 80/74, 10 Şevval 1325 / 16 Kasım 1907.)

Bediüzzaman’ın İstanbul’a gelişine dair ilk vesika, Van Valisi Tahir Paşa’nın Bitlis’e tayin olmasından sonra, Bitlis Valisi olarak yazdığı yukarıdaki tezkiredir. Tahir Paşa, II. Abdülhamid’e yazdığı 16 Kasım 1907 tarihli tezkirede Bediüzzaman’ın zekâ ve ilminden, padişaha bağlılığından bahsettikten sonra hastalığı için İstanbul’a geldiğinden söz ederek, padişahın yardımcı olmasını ister. Bu tezkire bize Bediüzzaman’ın İstanbul’a gelişi hakkında bilgi verdiği gibi, Doğu Anadolu’da Bediüzzaman’a nasıl bakıldığını göstermesi bakımından da önemlidir. (http://www.risaleinurenstitusu.org)

Konaktaki ilmî sohbetler:
Bediüzzaman, bir gün Tahir Paşa ile ilmî bir münâzaraya tutuşmuş, münâzara büyümüş ve araları açılmıştı. Orada bulunan âlimler, aralarını yatıştırmaya çalışmışlar ise de muvaffak olamamışlardı. Bilâhare, Bediüzzaman da konağı terk edip medresesine gitmişti. Bir müddet sonra jandarmalar gelerek, genç Said’i tutup Van’dan sürgün etmek istemişlerdi. Bediüzzaman jandarmalara teslim olmak için iki şart ileri sürdü:
l. Beni medresemde yakalamayınız. Çünkü bu vaziyet medresenin şeref ve haysiyetini ihlâl eder. Ben dışarı, çarşıya çıkayım, orada yakalayınız.
2. Beni Van’dan çıkartırken silâhımla çıkartınız.
Bu şartlar Tahir Paşa’ya bildirilmiş, Paşa da kabul etmişti. Kendisini Bitlis’e gönderdiler. Bitlis’ten sonra Hizan’a, oradan da Bulanık taraflarına gidip, her gün bir köyde olmak üzere otuz köyde hocalarla münâzara ederek dolaşmıştı. Sonradan Tahir Paşa kendisini dâvet ederek gönlünü aldı. Böylece barışmış oldular. Vali konağında tekrar ilmî sohbetler, bütün hararetiyle devam ediyordu. Sohbetler, dinî mevzular yanında, müsbet ilimlerle de alâkalı oluyordu. Bediüzzaman müsbet ilimler sahasında da üstünlüğünü koruyordu. Bilhassa matematikteki üstünlüğü tartışılmaz idi. Bütün problemleri zihnen çözüyor, çevresindekileri şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratıyordu.
Bir gün Vali Paşa kendisine şöyle bir suâl sormuştu: “Âdem’den (as) şimdiye kadar kaç âşire [saniyenin onda biri] geçmiştir?” Bediüzzaman bu sorunun da cevabını çok kısa bir süre içerisinde vermişti. Buna benzer münâzaralardan zihni çok yorgun düşmüş ve üç sene kadar hemen hemen hiçbir münâzaraya katılmamıştı. Başkalarıyla da ancak zaruret miktarınca konuşuyordu.

Tahir Paşa’nın vefatı:
Bediüzzaman’la çok hatıraları geçen Tahir Paşa’nın babası Potkoriçe hâkimi Hacı Ali Efendi’dir. Altı oğlundan biri olan Tahir Paşa, yirmi dokuz yaşında iken devlet hizmetine girmişti. Birçok defa hastalığını ve ihtiyarlığını ileri sürerek vazifesinden ayrılmak istemişse de, Sultan Abdülhamid’in ısrarlarıyla vazifeye devam etmiştir.
Van’da geçirdiği son yıllarında, guatr hastalığından bir haliyle muztaripti. Ancak bir türlü Van’ı terk edip de tedavi için İstanbul’a gelmiyordu. Hattâ hasta haliyle çektirmiş olduğu bir resmini İstanbul’a göndermiş ve çare aramıştı. Ancak daha sonra hastalığının iyice ziyadeleşmesi üzerine, emekli olarak İstanbul’a dönmüş ve bir yıl sonra da 1913 yılı Kasım ayı içerisinde vefat etmiştir. (M. S. Mardin’in notu: Bazı kayıtlarda bu tarih 1925 yılı olarak görülmektedir.) Kabri, Sahra-yı Cedid semtindedir.
Oğlu Cevdet Bey (Belbez) de, bilâhare Van’da valilik yapmıştır. İki hanımından on bir tane evlâdı vardır. Bunlardan Cevdet, Fikriye ve Naima ilk hanımından; Mün’ime, Münibe, Mükrime, Necdet, Fikret, Hikmet, Fahrünnisa ve Mihrinnisa ise ikinci hanımı Bedia’dan olmuştu. Kızlarından birisi, yakın tarihimizin adalet bakanlarından Şinasi Devrim’in hanımıdır. Diğer kızı Mün’ime ise, İstiklâl Harbi kumandanlarından Fahreddin Altay Paşanın hanımıdır. (Necmeddin Şahiner,Son Şahitler)

Vali Tahir Paşa Konağı, restore edilmeyi bekliyor:
“Bediüzzaman’ın uzun yıllar kaldığı Vali Tahir Paşa Konağı, günümüzde harap bir halde, himmet ehli yetkililer tarafından restore edilmeyi bekliyor. Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından tarihî niteliği tescilli olan ve ilim irfan yuvası olarak bilinen Vali Tahir Paşa Konağı da yıkılmaya yüz tuttu. Konak restore edilmezse, diğer konaklar gibi tarih sahnesinden sessizce çekilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Emin Paşa Mahallesi’nde yok olan Vali Tahir Paşa Konağı, harabe haline dönmüş.” (Zaman, 7.11.2005)

This entry was posted in Bediüzzaman Araştırmaları, Genel. Bookmark the permalink.