Samsun Mahkemesi Müdafaatı Ve Büyük Cihad Gazetesi

Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarıydı.Demokratlar ekonomik kalkınmanın yanında,Din ve Vicdan hürriyetini ve temel hakları koruyacaklarını vaat etmişlerdi.Hükümet olarak bu alanlarda önemli adımlar atılmış,ilk icraat olarakta ezan Türkçeden asli şekliyle Arapçaya çevrilmişti.Ardından radyoda kur’an sesi dinlenmeye başlanmıştı.Bu manevi atmosferden rahatsız olan menhus ruhlu mihraklarda bu gelişmeler karşısında hemen harekete geçmeye başlamışlardı.Demokratları dindarların gözünden düşürmek için akla hayale gelmez entrikaların peşine düşmüşlerdi.Her ne kadar Demokratlar iktidarda olsa da bütün devlet kadroları Halk Partisi zihniyetinin yanında yer alıyordu. Özellikle Said Nursi ve Nur talebeleri aleyhinde olmadık sudan bahanelerle hemen yargı kararları peşi sıra alınmaya başlandı.İşte o devrin serencamını gösteren davalardan biride Samsun mahkeme safahatıdır.Bu davaya nasıl gelindiğine bir göz atalım.” Üstad Bediüzzaman, İstanbul’daki muhâkemesinin berâetle neticelenmesini müteâkip Emirdağ’a geldi. Emirdağ’da Ramazan ayının bir gününde kıra çıktığı zaman, bir başçavuş ve üç silâhlı jandarma yanına gönderilerek, gelecek fıkrada beyân edildiği gibi, kendisine şapka giymesi teklif ediliyor; bu sebeple karakola celp ediliyor. Bunun üzerine, Üstad bir istidâ yazarak Adliye ve Dahiliye Vekâletine gönderiyor. Aynı zamanda Ankara’daki bir talebesine de göndererek, alâkadar mebuslara hâdisenin duyurulmasını bildiriyor. Ankara’daki talebeleri, bu şekvânın bir nüshasını, Samsun’da münteşir Büyük Cihad gazetesine gönderiyorlar. Yazı, Büyük Cihad’da “En Büyük İspat” başlığı altında ve bir Haşiye ilâve edilerek neşrediliyor. Sonra, Ankara ve İstanbul Üniversitesindeki Nur Talebeleri de iki-üç makale yazıp, Büyük Cihad gazetesine gönderiyorlar ve neşrediliyor.
Bu sıralarda Malatya hâdisesi vukua geliyor, dindarlar aleyhinde bir sürü yalan, iftirâ, tezvir propagandası başlıyor. Bu tahriklere aldanan bâzı şahsiyetler, dini gazetelerden medâr-ı ittiham noktalar bulmak için çalışıyorlar. Samsun’da da mezkûr “En Büyük İspat” başlıklı yazı ve üniversite Nur Talebelerinin makaleleri dolayısıyla, gazete neşriyat müdürü ile Ankara’dan bu yazıların bâzılarını gönderen bir Nur Talebesi tevkif edilerek mahkemeye veriliyor. Nurculuğun memlekette inkişâfı aleyhinde gazetelerde beyânâtlar, kanaatler ileri sürülüyor. 600 kadar Nur Talebesinin mahkûmiyetini istihdaf eder şekilde, Türkiye’ de yirmi beş yerde taharrî yapılıp, bir kısmında dava açılıyor(1) Zamanlamaya dikkat edilirse, Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine 1952 yılının Ramazan ayına denk gelen 25.Mayıs-24.Haziran tarihleri arasındaki zamanda yapılan bu haksızlıkla beraber hemen yaklaşık beş ay sonra da Malatya’da da bir provokasyon sahneye konuluyor.Vatan gazetesi Başyazarı olan Ahmet Emin Yalman 22 Kasım 1922 tarihinde Malatya’da Adnan Menderes’in ziyareti ile ilgili haberi postaneden telefonla bildirdikten sonra otele dönerken genç bir lise talebesi olan Hüseyin Üzmez tarafından öldürülmeye çalışılır.Hüseyin Üzmez Büyük Doğu Mecmuasında Necip Fazıl’ın kalem aldığı Ahmet Emin Yalman karşıtlığı yazılarından etkilenmiştir.Necip Fazıl yazılarında sürekli Yalman’ı Milli his ve mukaddesata karşı,Yahudi ve din düşmanı gibi tabirlerle anlatır.Bu yüzden de bu olayda Necip Fazıl’da cinayete azmettirici durumuna düşer.O günleri yaşayan Üstadın has talebelerinden Mustafa Sungur ağabey olayları şöyle yorumluyor: “Malatya Hâdisesinin tepkileri mukaddesatçı muhitte, yani umumiyetle Türk milletinde büyük oldu. Bir tek Ahmet Emin Yalman’a kurşun sıkılması, sanki hükümet siyasetinin ve devlet idaresinin yön değiştirmesine sebep olup 27 yıllık ceberut idareden sonra bir parça nefes alarak varlığını duyurmaya kalkışan milliyetçi, mukaddesatçı, hürriyetçi çevreler, susturulmaya başlandı. Göz dağı verildi. Tevkifler başladı. Ve Başvekilin o malum Gaziantep nutku, Demokrat Parti’de bulunan dindar Demokrat mebusları da hedef alan ve milliyetçi çevrelerde, 180 derece yön değiştiren bir üslûp ve davranış olarak kabul edildi. Zaten idarî iktidardan düşmemiş olan eski zihniyet, Demokrat reislerin bazı desise ve iğfalata, tahrikata kapılarak yaptıkları hareketler ve galeyanları neticesi, tekrar kuvvet buldu. İrtica irtica diye vaveylaya başlayan solcular, dindarlara ve dolayısıyla Demokrat idareye karşı hücuma geçti. “En Büyük İspat” başlıklı yazıdan dolayı Samsun’da Üstadımız aleyhine de dâvâ açılmıştı. Samsun’a mahkemeye celbi isteniyordu. Çok rahatsız ve ihtiyar olması sebebiyle kazâ tabibliğinden aldığı bir raporu nazar-ı îtibara alınmayarak, mutlaka mahkemede bulunması isteniyordu. Nihayet Üstad, Samsun’da mahkemede bulunmaya karar vererek, İstanbul’ a kadar geldi. Fakat sıhhatinin bozukluğu ve tahammül edememesinden, yola devam edemeyip heyet-i sıhhiyeden bir rapor alıp mahkemeye gönderdi. Raporda, Said Nursî’nin, yapılan muayene neticesi, ne karadan, ne denizden ve ne de havadan Samsun’a gitmeye vücudu tahammül edemeyeceği yazılı idi. Mahkemede, müdde-i umûmi şiddetli ısrarlarla Said Nursî’nin mutlaka mahkemede bulunmasını istemişse de, mahkeme heyeti, sıhhiye raporuna istinâden, Bediüzzaman’ın İstanbul mahkemelerinden birinde istinabe sûretiyle ifâdesinin alınmasına karar verdi. Nihayet, devam eden mahkemeler neticesinde, Samsun Mahkemesi, dava mevzuu yazıda mahkûmiyeti icap ettirecek bir kasıt görmediğinden, Said Nursî’nin berâetine karar verdi.(2 ) Bu tertiplerin devletin gizli güçleri tarafından en ayrıntılı bir şekilde takibinin yapıldığı yine devlet arşivlerinde bulunan bir belgeden anlaşılmaktadır. Müfid Yüksel`in Latin harflerine aktardığı ve inanılmaz detayların yer aldığı raporda o dönemin bütün takip edilen faaliyetleri detaylarıyla aktarılmıştır.İşte sadece konumuzla ilgili Samsun yargılanması bilgilerini içeren belge: (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi 030 01 6741816 Rapor 1952)

Ez cümle bundan başka Büyük Cihat gazetesinin 67. Nüshasında `En Büyük İsbât` yazısı inkılaplarımız aleyhinde görüldüğünden mezkûr gazetenin yazı işleri müdürü Hüseyin Yücel ve Said Nursî hakkında kamu dâvası açılmıştır. 25-12-1952 Tarihinde yapılan mahkemesinde Said Nursî mahkemeye gelmediğinden duruşma 29-1-1953 Tarihine bırakılmıştır.(3)Bediüzzaman Said Nursi’nin Samsunda yargılanması ile ilgili Samsun Postası gazetesinin 30 Ocak 1953 tarih,673 sayılı nüshasında verdiği haberde şöyle denilmektedir:

29 Ocak 1953 tarihinde Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde, Samsun’da yayınlanan Büyük Cihad gazetesinde yayınlanan ve Saidi Nursi tarafından yazılmış Şapka Kanunu aleyhtarı bir makaleden dolayı açılan davanın duruşmasına devam edilmiştir.
Büyük Cihad gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Yücel mahkemede hazır bulunuyordu. Said Nursi ise mahkemeye üç doktor tarafından verilen bir rapor göndererek duruşmaya katılmamıştır. Bu raporda yaşlılığı sebebiyle zafiyette olduğu ve kış mevsiminde yola çıkamayacağı bildirilmişti.
Alaşehir Cumhuriyet Savcılığından istenilen Büyük Cihad gazetesinde bir arama yapılması yerine getirilmiş ve bu arada gazetenin sahibi Mustafa Bağışlayıcı’nın yazdığı eski harflerle ve Saidi Nursi’ye hitaben kaleme alınan mektup okundu.
Mektubu gönderen Ali Atıf Özalptekin isminde bir kimse olmadığı ve Ankara Hukuk Fakültesinde böyle bir kimsenin bulunmadığı okundu. Nihayet mahkemenin kararı bildirildi: Saidi Nursi’nin hangi mevsimde gelebileceğinin üç tabip tarafından imzalanacak bir raporla bildirilmesi Manisa mahreçli telin mevridinden mahiyetinin anlaşılması için bunun anlaşılması için bunun aslının gönderilmesi. Maznun Saidi Nursi’nin mezkür makalesinin Başvekâlet ve Vekâletlere gönderildiğini iddia ettiğinden Başvekalet, Adliye Vekaleti ve İçişleri Vekaletinden suretlerinin varsa gönderilmesi ve son olarak her iki maznunun suç mevzuu Büyük Cihad gazetesi ve bu maznunların ifadelerinin İstanbul Birinci Ağır Ceza Mahkemesi naibliğinde seçilecek olan Üniversite veya diğer yüksek okullardan profesörlerden üç belirli kişi tarafından tetkiki ve duruşmanın 26 Mart 1953 Perşembe gününe bırakılmasına karar verilmiştir. (4)
Yine Samsun Postası gazetesinin 27 Mart 1953 tarih ve 729 sayılı nüshasında mahkeme safahatı ile ilgili verilen haber şöyle: 26 Mart 1953 Cuma günü Saidi Nursi’nin yargılanmasına devam edilmiştir. Bir önceki duruşmada mahkemenin istediği üç profesörden oluşan ehlivukufun yazdığı rapor gelmiş ve okunmuştur.. Mezkûr yazının dini siyasete alet eder mahiyette bulunduğu ve irticai nitelikte olduğu bildiriliyor ve ayrıca yazının altına B.C rumuzuyla yazılan ekin uyan uyan diye başlayıp, halkı ihtilale teşvik edici mahiyette görüldüğü tespit olunmuştur. Saidi Nursi ise mahkemeye gönderdiği savunmada kendini şu şekilde müdafaa etmiştir:
“Samsun Mahkemesinden Sorgu ve Savcının Büyük Cihad’da intişar eden bir şekvâma dair beni Samsun Ağır Ceza Mahkemesine vermelerine dair bir davetiye geldi. Bana okudular. İçinde yalnız dört nokta nazar-ı ehemmiyete alınabilir gördüm: Birincisi: Büyük Cihad’ın müdür-ü mes’ulü mahkemede müdde-i umumîye demiş ki: “Said Nursî o makaleyi bana göndermiş. Ben de neşrettim.” Bu meselenin hakikati şudur: Ben hasta iken Emirdağındaki kardeşlerim yanıma geldiler. Emirdağında başıma gelen zâlimâne hadiseye dair konuştuk. Hem hastalıklı, hem hiddetli, hem Ankara’ya şekvâ suretinde bir şeyler söylemiştim. Yanımdaki hizmetçim kaleme aldı. Nur talebelerinin tensibiyle Ankara’daki bir iki Nur talebesine gönderip, tâ bazı dindar meb’uslara göstersinler, bu hastalığımda bana sıkıntı verilmesin. Hem gönderilmiş. Bazı meb’uslar da görmüş. Ve bilmediğimiz bir zatın hoşuna giderek Büyük Cihad müdürüne göndermiş. Ben kasem ederim ki, o zamandan şimdiye kadar bilmiyorum ki kim göndermiş. Fakat neşrolduktan sonra bir nüsha buraya gelmiş. Yeni harfleri bilmediğim için bana birisi okudu. Ben memnun oldum. “Allah razı olsun” neşredenlere dedim. Gerçi otuz beş seneden beri siyaseti terk etmiştim. Fakat Büyük Cihad gibi hâlisâne dine hizmet eden o cerideye ve onun sahip ve muharrirlerine din namına minnettâr oldum ve “Allah razı olsun” dedim. Haberim olmadan ve para da vermeden daima bana o mübarek gazete gönderiliyordu. İkinci nokta: Benim Samsun’daki Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmekliğime dairdir. Bu noktada bunu kat’iyen beyan ediyorum ki, Samsun havalisinde, hususan Büyük Cihad dairesine mensup mübarek âhiret kardeşlerim ve Nur talebelerini ziyaretle görmek için oraya gitmek isterdim. Fakat doktorların raporlarıyla, kat’î iktidarsızlığım o dereceye gelmiş ki, beş dakikalık karşımdaki, bu meselenin başlangıcı ve esası olan mahkemeye, bir buçuk senedir bana haber verdikleri halde gidemiyorum. Mecburiyetle müdde-i umumî ve hâkim vazifesini gören sorgu hâkimi yanıma geldiler. Medâr-ı sual ve cevap Büyük Cihad gazetesini de getirdiler. Gazetenin bazı sözleri benim sözlerim içine karıştırılmış. Ben de onlara cevaplarını vermiştim. Eğer faraza Ağır Ceza bu ehemmiyetsiz meseleye ehemmiyet verse, benim mahkememi Eskişehir’e nakline müsaade etsin ki, orada sıhhiye heyetinden iki aylık raporlu zehir hastalığı ile şiddetli hasta bulunduğumdan bizzat bulunabilirim. Yoksa imkânı yoktur. Üçüncü nokta: Savcı ve sorgu hâkimi 163. maddeye dayanıp Said Nursî’yi dini siyasete âlet ve âsâyişe zararlı propaganda diye itham ediyorlar. Bu noktanın hakikatini yirmi dokuz senedir beş altı mahkeme ve beş altı vilâyetin zabıtaları ve 133 parça kitaplarımı ve binlerce umum mektuplarımı elde ettikleri halde ve dinsiz komitelerin tahriki ile safdil bazı memurları aldatmalarıyla kat’iyen iki meseleden başka medar-ı mes’uliyet bulmadıklarına delil: İki sene bütün mektuplarım ve kitaplarım Denizli Ağır Ceza mahkemesiyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ve Mahkeme-i Temyiz de müttefikan hem benim beraatime, hem bütün kitapların iadesine karar vermeleri ve beş altı vilâyette yalnız tesettüre dair bir âyetin tefsiri bahanesiyle bir tek mahkeme hafifçe ceza vermek istedi. Kat’î ve kuvvetli cevabıma karşı mecburiyetle meseleyi kanaat-ı vicdaniyeye çevirdiler. Demek onlar da medâr-ı mesuliyet bulamadılar. Bu noktayı izah için Afyon mahkeme reisine gönderdiğim istidayı size de berâ-yı malûmat gönderiyorum.
Elhasıl: Aynı nakarat beş-altı mahkemede tekrar edilmiş ve medâr-ı mes’uliyet bulamamışlar. Şimdi Samsun savcısı ve sorgusu ve yirmi sekiz seneki nakaratı aynen tekrar ediyorlar: “Şahsî nüfuz temin için propaganda yapıp dini siyasete âlet ediyor.” Beş mahkemede dört yüz sayfa kadar olan cerh edilmemiş müdafaatıma, benim bedelime havale ediyorum. Beni konuşturmaktan ise ona baksınlar. Samsun’dan gelen tebliğnâmeye karşı kısaca cevabımı Samsun Heyet-i Hâkimesine takdim ediyorum:
Birincisi: Ben makalemi kendim göndermemişim. Bütün buradaki dostlarım biliyorlar.
İkincisi: Benim gizli düşmanlarımın suikastıyla zehir tesemmümü ile şiddetli hastalığımdan yanımdaki camie on defada ancak bir defa gidebiliyorum. Bu Samsun Mahkemesini yakınımızdaki Eskişehir’e naklini kanunen talep ediyorum. “ Bu savunmanın ardından Başbakanlıktan gelen mezkûr yazının aynı olduğunu söylenen yazı okundu. Bu bir dilekçe mahiyetinde olup Saidi Nursi tarafından gönderilmişti ve sanıkların iddiaları hilafına bu dilekçenin gazetede neşrolunan yazıdan tamamen ayrı olduğu tespit olundu. Karara geçildi. Saidi Nursi’nin Mayıs ayında gelebileceği raporla sabit olduğundan ihzaren celbine ve mahkemenin 25 Mayıs 1953 Pazartesi günü saat 9’a bırakılmasına oy birliğiyle karar verildi.(5)

Zafer Gazetesi 29.07.1953 tarihli haberinde ise şu bilgilere yer verir: 29 Temmuz 1953 tarihinde ise dört ay süren dava; laikliğe aykırı olarak dini hissiyatı alet ederek Saidi Nursi’nin nüfuzunu arttırmak maksadıyla yargılanan Mustafa Sungur 18 ay ve Büyük Cihat Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Yücel ise 22 ay hapse mahkûm olmuşlardır. Mustafa Sungur, Samsun Cezaevinde 11 ay yattıktan sonra temyiz edilen davanın bozulması ile tahliye oldu. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Yücel ise cezasını çekmeye devam etti. 22 ay hapis cezasını çektikten sonra tahliye oldu. Bu davada Saidi Nursi ise beraat etti. Samsun’da açılan Büyük Cihad davası da bu şekilde sonuçlanmış oldu.(6)

Samsun Mahkemesinin kararlarını haber yapan Milliyet gazetesinin 30.07.1953 tarihi küpürleri.

İşte davası uğruna 11 ay hapis yatan Samsun mahkemesi maznunlarından Mustafa Sungur’un gelişen olaylarla ilgili yorumları: “O zamanda Hz. Üstadın, ‘Kardeşlerim! Sizce münasip ise, Başvekile ve dindar mebuslara verilmek üzere ihtara binaen yazdırılmış gayet ehemmiyetli bir hakikattır’ başlığı altında kaleme alıp neşrettiği mektubu, dindarlara irtica ithamlarına çok yerinde bir cevaptır. Hz. Üstad bu yazılarıyle hakiki irticanın nereden ve kimde olduğunu ortaya koyuyor. Gönül isterdi ki, Emirdağ Lahikası’ndaki o mektubu, olduğu gibi aynen dercedeyim. Siyasîler, idareciler, ehli maarif herkes okusun da, o zamanlarda gerçeği haykıran ve az zaman sonra, hadiselerin kendini te’yid ettiği (lisanü’l-hak) Hz. Üstad anlaşılsın. O mektubun mukaddemesinde diyor: “Kırk seneye yakın siyaseti terkettiğimden, ekser hayatım bir nevi inzivada geçtiğinden, hayat-ı içtimaiye ve siyasiye ile meşgul olmadığımdan büyük bir tehlikeyi göremiyordum. Bugünlerde o tehlikenin hem millet-i İslâmiyeye ve hem de bu memleket ve hükûmet-i İslâmiyeye büyük bir zarar vermeye zemin hazırlamakta olduğunu hissettim. Mecburiyetle, İslâmiyet milliyeti ve hâkimiyeti ve memleketin selâmeti için çalışan ehl-i siyaset ve cemiyet-i beşeriyeye hamiyet ile çalışanlar için bana manevî bir ihtar edildiğinden ‘Üç Nokta’yı beyan edeceğim:
“Birinci nokta: Gazeteleri dinlemediğim halde bir-iki senedir ‘irtica ile itham’ kelimesi mütemadiyen tekrar edildiğini işitiyordum. Eski Said kafasiyle dikkat ettim, kat’iyyen gördüm ki: Siyaseti dinsizliğe âlet yapan ve beşerdeki en dehşetli vahşet ve bedevîliğin bir kanun-u esasîsine irticaa çalışan ve hamiyet maskesini başına geçiren gizli İslâmiyet düşmanları, gaddarâne bir itham ile ehl-i İslâmiyet ve hamiyet-i diniye ve kuvvet-i îmaniye cihetiyle, değil dini siyasete âlet yapmak; belki de siyaseti dine âlet ve tâbi yapmakla; tâ İslâmiyetin kuvvet-i mâneviyesinden bu hükûmet-i İslâmiyeyi tam kuvvetlendirmek ve dört yüz milyon hakikî kardeşi arkasında ihtiyat kuvveti bulundurmak ve bir kısım zâlim Avrupa’nın dilenciliğinden kurtulmak için çalışanlara pek haksız olarak ‘irtica’ damgasını vurup onları memlekete zararlı tevehhüm etmeleri, yerden göğe kadar hadsiz bir haksızlıktır. Nümunelerinden birinci nümunesi: Bu asrın dehşetli zulmüne karşı bir sed olarak ikinci noktada beyan etmek zamanı geldi. Menşeleri iki kanun-u esasiye istinad eden iki irtica var… ilâ âhir.’
“Malatya Hadiselerinin neticeleri Nur dairesinde de görüldü. O zaman Samsun’da Büyük Cihad adiyle haftalık bir gazete çıkıyordu. O zaman Hz. Üstaddan gelen mebuslara, heyet-i vekileye hitaben yazılan bazı yazıları o gazeteye gönderiyorduk. O gazete, Hz. Üstadın bir yazısının başına ve sonuna ilave notlar koyarak neşretmiş, yazının başlığına da ‘En büyük ispat’ koymuş. Demokratların aleyhine, ‘İşte Said Nursi’ye yapılan bu muameleler Demokratların din lehinde olduğunu tezkip ediyor’ diye ilâve koyuyor. Bunun üzerine savcılık harekete geçerek. Hz. Üstadın ifadesini almak üzere Emirdağ’a talimat yazmış. Ben o ifade zamanında Emirdağ’da Hz. Üstadın yanında idim. Savcılıkça ifadeye geldiler. Ben baktım ki, bizim Ankara’ dan gönderdiğimiz yazı. Hz. Üstadımızın ifadesinde; mebuslara hitaben şekva tarzında yazdığını, Samsun’da Büyük Cihad’a birisinin göndermiş olabileceğini ifade buyurdu. Ama ben de Hz. Üstada demedim, ‘Ben gönderdim diye… Bizim gönderdiğimizi manen biliyordu kanaatindeyim. “Sonra ağır ceza mahkemesine Samsun’da dava açılmış; hem Üstadımız aleyhine, hem gazete müdürü aleyhine… Gazetenin Neşriyat Müdürü Hüseyin Yücel tevkif edilmiş haberini duyduk. Sonra beni tekrar Hz. Üstad Ankara’ya gönderdi. O zaman Hacı bayram yakınlarında tek bir oda tutmuş, orada kalıyordum. Teksirle neşredilen eserleri yeni ve eski isteyenlere veriyorduk. Fakat takibat altında idik. Samsun’da gazete idarehanesinde yapılan aramada bizim mektuplarımız ele geçmekle telgrafla bizim de tevkifimize karar verilmişti. 19 Şubat 1953 günü tevfik edilerek Samsun’a sevkedilmek üzere Ankara Cezaevine gönderildik. Dokuzuncu koğuşta, kule altında, bir aya yakın kaldık. Kule altında komünizmden mahkûm bir öğretmen ve Ticani Şeyhi Kemal Pilavoğlu ve o zamanda Ticani hadisesini planlayan ve ikinci adam olarak bilinen Kâmil Tunalı ile bir kaç Müslüman vardı. Bir de Mehmet İzzeddin adında Urfalı, meczub, mübarek bir derviş de bulunuyordu(7)
Bediüzzaman’ın ve Mustafa Sungur’un yargılanmasına sebep olan yazıları yayınlayan haftalık Büyük Cihad gazetesi’nin 81.sayısında Demokrat Parti Samsun milletvekili Hasan Fehmi Ustaoğlu,nun “Milletin Atatürk İnkılaplarına Medyun Bulunduğu İddiası Asla Doğru Değildir” başlıklı bir makale yazması büyük bir tepkiye neden olur ve basının baskısı nedeniyle Demokrat partiden ihraç edilir.Büyük Cihad gazetesi Samsun mahkemesi nedeniyle de mahkum olur.Bir süre sonrada gazetenin sahibi Bediüzzaman’ı Emirdağı’nda ziyaret etmek ister.Bu ziyarete aracılık yapan Mehmet Erpolat’ın anlattığı bir anekdotu aktaralım. “O günlerde Samsun’da çıkarılan mahalli Büyük Cihad gazetesi, ‘Nurculuk yapıyor’ diye kapatılmıştı. Gazetenin sahibi Saatçı Şükrü’nün dükkânına geldi. Kısa bir görüşmeden sonra, ‘Beni Üstada götürür müsünüz?’ dedi. Benim durumum müsait olduğu için teklifini kabul edip beraberce Emirdağ’a gittik. “Otobüsten iner inmez kimse ile konuşmadan yanımıza kardeşlerden birisi geldi ve bize hitaben, ‘Üstad sizi bekliyor’ dedi. Biraz şaşırarak o kardeşin peşi sıra Üstadın kaldığı eve gittik. “Üstad karyolada bağdaş kurmuş oturuyordu. Kardeşlerle sohbet ediyordu. Bizi görünce, ‘Hoş geldiniz kardeşler, oturun’ dedi. O anda kardeşlerle olan sohbet devam etti. Bu sohbet namaz hususunda idi ve 15-20 dakika devam etti. Daha sonra Büyük Cihad gazetesi sahibine dönerek; “Kardeşim sizin gazetenizin kapandığına üzüldüm. Merak etmeyin, ileride gazeteniz açılır, yayına başlarsınız. Ben, bana yaptıkları eziyetlere hakkımı helal ettim. Siz de ediniz’ dedi. Bu sohbet kısa bir süre devam etti ve ayrıldık(8)

Kaynaklar:

  1. Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayatı Yeni Tanzim Sh.1020-1021
  2. Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayatı Yeni Tanzim Sh.1021-1022
  3. Tevhidhaber.com
  4. http://www.bakisarisakal.com
  5. http://www.bakisarisakal.com
  6. http://www.bakisarisakal.com
  7. http://www.risale-inur.org/msungurveli8.htm
  8. http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=article&aid=10407
This entry was posted in Bediüzzaman Araştırmaları, Genel. Bookmark the permalink.