İngiliz Müstemlekât Nazırı

Bediüzzaman henüz yirmi yaşında iken Bitlis vilayetinden Van’a geçer.Burda kaldığı kısa bir süreden sonra “Musul’dan 20.2.1898 tarihi itibarıyla Van Vilayetine vali olarak tayin edilen Tahir Paşa ile dostluk köprüsünü kurar. Taşra imparatorluğunu yöneten valilerin çok uzun süre görev yapmış olanlarından biri olan Van Valisi Tahir Paşa, 1898-1906 tarihleri arasında Van’da valilik yapmıştır. 1849 yılında kozmopolit bir bölgede, İşkodra’da doğup büyüyen Tahir Paşa’nın sicilinde, Türkçe’den başka “Sırpça kitabet ve Arnavudca tekellüm” ettiği yazılmaktadır. Aynı zamanda medrese kökenli valilerden olan Tahir Paşa ilme çok meraklıydı. Bu yüzden Bediüzzaman’a özel bir ilgi göstermiştir.”(1)Paşanın hem müsbet ilimlere hem de din ilimlerine olan vukufiyeti Bediüzzaman ile olan dostluğunu uzun yıllar sürdürmeye yetmiştir.Paşa Avrupa’da olan gelişmeleri sürekli basından takip eder ve düşüncelerini Bediüzzaman ile paylaşırdı.Valiliğinin birinci yılında eline bir gazete haberi geçer.Sonrası Tarihçede şöyle anlatılır.” Birgün, Tahir Paşa bir gazetede şu müthiş haberi ona göstermişti. Haber şu idi: İngiliz Meclis-i Mebusanında, Müstemlekat Nazırı elinde Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta, “Bu Kur’an İslamların elinde bulundukça, biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız” diye hitabede bulunmuş.
İşte bu müthiş haber, onda tarifin fevkınde bir tesir uyandırmıştı. İstidadı şimşek gibi alevli, duyguları ve bütün letaifi uyanık ve ilim, irfan, ihlas cesaret ve şecaat gibi harika inayet ve seciyelere mazhar olan Bediüzzaman’ın, bu havadis üzerine, “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” diye, kuvvetli bir niyet, ruhunda uyanır ve bu saikle çalışır.”(2)
Bu hadiseye risalelerin değişik yerlerinde değinilir,ancak hiçbir yerde İngiliz Müstemlekât Nazırının adından bahsedilmez.Ayrıca gazetenin adı ve tarihi ile ilgili bilgiler yer almaz;fakat Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili yapılan biyografi çalışmalarında ise iki isim öne çıkarılır.Biri William Ewart Gladstone,diğeri ise en küçük oğlu olan John Herbert Gladstone’dir.İlk anda ulaştığımız bilgiler bu iki isminde yanlış seçildiği kanaatini uyandırıyor.Çünkü William Ewart Gladstone (D.29 Aralık 1809–Ö.19 Mayıs 1898), İngiliz Liberal Partili bir politikacı olup Birleşik Krallık Başbakanı (1868–1874, 1880–1885, 1886 ve 1892–1894) olarak dört kez bu makama gelmiştir.Ayrıca Maliye bakanlığı gibi görevlerde de bulunmuş önemli bir politik şahsiyettir, popülist konuşmalarıyla tanınır, yıllarca Benjamin Disraeli ile bir politik yarış içinde olmuştur. William Ewart Gladstone’nin Bediüzzaman’ın gazete haberinde geçtiği tarihte Müstemlekât Nazırlığı yaptığına dair bir bilgiye ulaşılamamaktadır.Ayrıca gazete haberinin yayınlandığı tarihlerde kendisi siyasetten çekilmiştir. John Herbert Gladstone’ye gelince bu zatta 1905′ten 1910′a kadar içişleri bakanlığında bulunmuş 1910-1914 tarihlerinde Güney Afrika Birliği Genel Valisi olarak görev yapmıştır.Bunun daMüstemlekât Nazırlığı yaptığına dair bir kayıt bulunamamıştır.Bu gerçekler ortada iken nasıl oluyorsa değişik tevillerle Gladstone adı öne çıkarılmaktadır.İşte bu yorumlardan birini de Mustafa Armağan’ın Zaman gazetesinde çıkan bir yazısında gözlemlemek mümkün. “Hatırlarsınız, Said Nursi’nin “Müstemlekât Nazırı” dediği fakat o sırada Başbakan olan Gladstone, 1882′de parlamentoda eline Kur’an’ı alarak yaptığı konuşmada Mısır Müslümanlarını kastederek, “Bu kitap bu Müslümanların elinde kaldıkça İngilizler hiçbir zaman onlara hakim olamayacaklardır. Yegâne çözüm, Müslümanları Kur’an’dan uzaklaştırmaktır.” sözünü söylemiştir. Bu konuşmayı çok sonraları işitecek olan Bediüzzaman, “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu dünyaya ilan edeceğim.” diye haykırmış ve bütün mesaisini, sinsi İngiliz siyasetine karşı manevî bir set oluşturmaya adamıştır.”(3)
Bu yazıda geçen yanlışlara göz atalım.Bediüzzaman Başbakan olan kişiye neden Müstemlekât Nazırı desin.İngiltere Başbakanı der geçerdi.Ayrıca Bediüzzaman’ın aktardığı ve Müstemlekât Nazırı’na atfen söylediği sözleri neden İngiltere Başbakanına mal ediliyor.Birde sözkonusu konuşma 1882 de değilde 1898 de matbuata çıktığına göre altı yılın izahı nasıl yapılacak.Peki neden 1898 diyoruz.Çünkü Bediüzzaman’ın risalelerde yayınlanmayan;fakat internet sitelerinde görebileceğimiz 20/06/1951 tarihli bir mektubunda” Ellibeş sene önce İngiltere’nin Hindistan Müstemleke Nazırı Matbuatta intişar eden bir makalesinde, müslümanların elinde Kur’an bulundukça İngiltere’nin İslamlara tamamıyla hakim olamayacağını tam hakimiyetin tesisi için Kur’an’ın sûkut ettirilmesi icab ettiğini yazmak suretiyle, hükümetinin İslamiyet hakkındaki gizli siyasetini açığa koymuştu.”demek suretiyle 1898 tarihini işaret ediyor.Burda Hicri Miladi takvim farklarının gözönünde bulundurarak tarihte ay itibariyle az farklılıklar görülebilir.
Aklımıza şöyle bir düşünce de gelebilir aynı beyanatı Gladstone ve benzeri siyasetçiler vermiş olamaz mı? Olabilir mümkündür çünkü hemen hemen bütün İngiliz siyasetçileri İslamiyet düşmanlığı ile hareket etmişler ve sömürge politikalarında en büyük engel olarak islam alemini görmüşlerdir.Onlar İslamın ezeli düşmanı olarak tarihteki yerlerini haçlı seferleriyle de göstermişlerdir. Bediüzzaman’ın gazetede gördüğü haberde adı geçen Müstemlekât Nazırının kim olduğu sorusuna cevap aramak için o dönemde görev yapan kişinin araştırılmasında Joseph Chamberlain’in adı geçmektedir.

Joseph Chamberlain:

(Cozef Çembırleyn okunur) (d. 8 Temmuz 1836, ö. 2 Temmuz 1914) 19. yy. sonu ve 20. yy. başı Britanyalı devlet adamı. Yayılmacı ve korumacı bir siyaset güttü. En önemli görevi 1895-1903 arasında yaptığı Sömürgeler Bakanlığıdır. Birleşik Krallık Başbakanı Neville Chamberlain’in (1869-1940) babası. Gandi 1895 yılında Londra’ya döndüğünde radikal görüşlü Sömürgeler Bakanı Joseph Chamberlain ile tanıştı. Daha sonraları bu bakanın oğlu Neville Chamberlain 1930′larda Büyük Britanya Başbakanı olacak ve Gandi’yi durdurmaya çalışacaktı. Joseph Chamberlain Hintlilere barbarca yaklaşıldığını kabul etmesine rağmen bu durumu düzeltecek herhangi bir yasa değişikliğine gitmeye pek istekli değildi.
Bediüzzaman’ın İngiliz Müstemlekât Nazırının adını belirtmemesi düşündürücüdür.Çünkü O’nun şahıslarla bir davası olmamıştır.Sadece yapılmak istenen din düşmanlığı karşısında Kur’an reçetesini hazırlamakla meşguldür.İsim belirtseydi o Kur’an düşmanlığı bir siyasetçiye münhasır görülecekti.Halbuki İslam düşmanlığı İngilizlerin bir siyaseti haline getirilmiştir.Bediüzzaman iler ki hayatında yine o mel’un düşünceyle karşılaşacak İngiliz İşgal kuvvetleri Komutanı Amiral Sir John De Robeck’ın hain imha planına maruz kalacak ve yine Anglikan kilisesi Başpiskoposu Sir Rondela’nın mağrurene bir şekilde Darü’l Hikmet-ül İslamiyeden sorduğu sorulara muhatap olacaktır.

Kaynaklar:

  1. http://msmardin.com/?p=70
  2. Tarihçe-i Hayat -Birinci Kısım : İlk Hayatı -44
  3. Zaman-13 Eylül 2009
This entry was posted in Bediüzzaman Araştırmaları, Genel. Bookmark the permalink.